Ayı
Jean-Jacques Annaud’nun Ayı filmi hayatımın filmlerindendir, hatta belki de hayatımın ilk filmi bile diyebiliriz: Sinemanın ne denli büyüleyici bir şey olabileceğini ilk o filmde hissetmiştim. Tuhaf ki, film Aralık 89’da gösterilmiş Türkiye’de, ben o zaman 2.5 yaşındaymışım. Bunu sahiden hatırlıyor olabilir miyim? Hatırladığıma o kadar eminim ki. O yavru ayıyla ne kadar bağ kurduğumu, nasıl […]
Dikey Devinim
Çinli yazar Can Xue bugün Nobel Edebiyat Ödülü’nü alır mı bilmem (benim gönlümde Anne Carson, Cesar Aira veya Rachel Cusk yatıyor) ama son yılların çok konuşulan yazarlarından birini nihayet Türkçede okuyabildiğimiz için mutluyum. Dilimize çevrilen bu ilk kitabıyla ben de kendisiyle tanışmış oldum. Ya da oldum mu, emin değilim. O kadar zor ki evrenine girmek […]
Hayattaki Başlangıçlarımız
Tiyatro metni okumaya çok aşina biri olmadığımdan bu kitaba dair yorum yapma ehliyetine sahip miyim bilmiyorum, yine de kısacık yazayım. Patrick Modiano’yla çalkantılı ilişkime rağmen sırf ismine vurulduğum için okuyayım istedim Hayattaki Başlangıçlarımız’ı. Evet, bir oyun metni bu, ama oyun içinde oyun gibi de. Çehov’un Martı’sını sahnelemeye hazırlanan genç ve parlak oyuncu Dominique ve sevgilisi […]
Ateşin Eli – Mogador Beşlisi 5
“En şanslı anlarımızda birbirimizin bahçesiyizdir biz âşıklar.” Alberto Ruy-Sanchez için yirmi, benim içinse yaklaşık dört senelik bir yolculuğun sonuna geldik: Mogador Beşlisi’ni tamamladım. Bir dev yolculuğun sonu – ya da değil, zira bundan sonra Mogador’u benim içimden kimse söküp alamayacağı için, bedenim bir tezahürü hep Mogador’da gezineceği için, buna bir “son” demek de doğru olmaz […]
Peygamberin Şarkısı
Hmmm. Yine bir “hmm yazıp bıraksam olmaz mı” vakası ile karşı karşıyayım. İrlandalı yazar Paul Lynch’in 2023’te Booker Ödülü’nü alan romanı Peygamberin Şarkısı’na dair duygularım karmakarışık. Bakalım anlatabilecek miyim? Öncelikle: Bookerlı romanlarla kronikleşen sorunum bu kez karşıma çıkmadı, çok şükür. Yani üslupsuz, yavan bir metinle karşı karşıya değiliz, aksine Paul Lynch’in diline bayıldım. Ama bu […]
Ve Ateş Bizi Tüketiyor
Nicedir okumak isteyip okuyamadığım, methini çok duyduğum Murat Gülsoy romanı Ve Ateş Bizi Tüketiyor’u sonunda okudum. Romanın, Müge Oskay tarafından yapılan tiyatro uyarlamasının İKSV Tiyatro Festivali’nde sahneleneceğini de bu vesileyle hatırlatayım, zaten benim itici gücüm de bu oyun oldu. Enfes bir roman Ve Ateş Bizi Tüketiyor. Son derece sakin başlayıp insanın hayal gücünü zorlayan yerlere […]
Asker ile Denizci
“Emzik emen bir Süpermen. Seninle ilgili her şey içimde ağlama isteği uyandırıyor.” İrlandalı yazar Claire Kilroy’un çok övülen romanı Asker ile Denizci’yi, tam da ABD ve tüm dünya, etrafındaki kimseyi ikna edemediği bir postpartum depresyonu sırasında üç çocuğunu öldüren Lindsay Clancy’i konuşurken okudum, belki o nedenle ayrıca çarptı beni kitap. Yeni anne olmuş bir kadının […]
İnsanını Nasıl Eğitirsin?
“Göreceksin ki birçok insan tam bir top delisidir. Bu insanlar bir top (küçük, yuvarlak bir nesne) temin eder ya da üretir. Sonra onu sana doğru fırlatırlar. Bu topu yakalamanı ya da geri atmanı beklerler. Top senin ellerine geçince de senden alıp tekrar atarlar. Bazen de onu saklarla ve bulmanı isterler. Eğer seni çok fazla sıkmıyorsa, […]
Kayıp Kızın Hikayesi – Napoli Romanları 4

Napoli Romanları böylece bitti. Duygularım ziyadesiyle karmaşık, bakalım yazarak toparlayabilecek miyim? İki kadının orta yaş ve hatta yaşlılık dönemlerine uzandığımız bu son kitap bana kalırsa serinin en iyi kitabı. Hem kişisel, hem toplumsal olanı birbirine çok iyi yediriyor ve artık çocuklar da büyüdüğü için işin içine kuşak çatışmasını da ekleyerek bence anlatıyı çok daha katmanlı […]
Terk Edenler ve Kalanlar – Napoli Romanları 3

Ferrante, meşhur kuşatıcılığıyla iyice ele geçirdi beni. Bu kitabı pek çok okur gibi elimden bırakamadan, merakla okudum. İkinci kitapta belirginleşmeye başlayan sosyolojik eksen bu kitapla iyice görünür hale geliyor, buna bir de siyaset katmanı ekleniyor. Herhalde serinin en sosyopolitik yönü güçlü olan metni bu diyebiliriz. Sınıf atlama / sınıf kaçkınlığı meselesi bu kitapta da baş […]
Yeni Soyadının Hikayesi – Napoli Romanları 2

Napoli Romanları’nın ikinci cildi, ilkinden açık ara daha iyi, yani tahmin ettiğim gibi oldu. İlk cilt biraz karakter yaratma, oturtma, atmosfer inşa etme kitabı gibiydi, ikinci kitapla beraber hikaye çok daha ilgi çekici ve ayakları yere basar hale geliyor. Lila ve Lenu’nun ergenlik ve ilk gençlik dönemine şahitlik ediyoruz bu kitapta, ki şüphesiz ki en […]
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım – Napoli Romanları 1

Evet, nihayet. Nihayet Napoli Romanları’na başladım. Çok geç kaldığımı biliyorum ama işte bazen olabiliyor böyle şeyler. Açık söyleyeyim, en azından ilk kitap itibarıyla umduğumu bulamadım ama sanki seri ilerledikçe bu duygum değişecek gibi de hissediyorum. Bu ilk kitabı belki bir parça giriş ve tanışma gibi düşünmek lazım, bu satırları yazarken ikinci kitabın da bir kısmını […]
Büyükanne
1820 doğumlu Çek yazar Božena Němcová’nın Büyükanne’sine dair duygularım karmaşık. Anlatmaya çalışayım. Öncelikle: isminden de anlaşılacağı üzere yaşlı bir kadını anlatan bu kitap biraz… Yaşlı. Hem dili, hem de konusu itibarıyla yani. Kızının yanına kalmaya giden yaşlı bir kadının ağırlıklı olarak torunlarıyla maceralarını okuyoruz. Büyükanne çokça hikaye biriktirmiş, görmüş geçirmiş, babamın çok sevdiğim tabiriyle “ilim […]
Vilhelm’in Odası
“İnsanların birbirlerinden daha fazla korkmamaları tuhaf, çünkü korkmaları için neden var.” Allahım, ne kadar tüyler ürpertici bir kitap. Danimarkalı yazar Tove Ditlevsen’in insanı ne kadar karanlık yerlere götürebildiğini unutmadım sanıyordum, unutmuşum, yakalandım resmen. Birkaç sene önce yazarın otobiyografik unsurlar taşıyan Kopenhag Üçlemesi’ni okuyup çok, çok sevmiştim, nihayet dilimizde yeni bir kitabı yayımlandı. Hayatına son vermeden […]
Tokyo Ekspresi

Nicedir şöyle sürükleyici bir polisiye okumamıştım, Tokyo Ekspresi iyi geldi. Seicho Matsumoto, 1909 doğumlu bir Japon yazarmış ve bir dönem Japonya’nın en ünlü polisiye edebiyatçılarından biriymiş. Tokyo Ekspresi de yanılmıyorsam dilimize çevrilen ilk kitabı. Issız bir sahil kıyısında bir kadınla bir adamın cesetleri bulunuyor. Japon kültüründe “aşıklar intiharı” diye bir gelenek varmış: iki aşığın toplumsal […]
Taş ve Gölge
Ne büyük roman. Ne kadar büyük! Burhan Sönmez çağdaşımız olduğu için ne denli şanslı olduğumuzu bir kez daha anladım Taş ve Gölge’yi okurken. Bir mezartaşı ustası olan Avdo’nun öyküsünü okuyoruz, onun öyküsüyle beraber Sönmez’in hep yaptığı gibi memleketin de öyküsünü okuyoruz elbette. Zaman da, mekan da sürekli değişiyor, 1939’dan 2002’ye dek türlü farklı zamanlarda ve […]
Franny ve Zooey
Salinger’ın Dokuz Öykü’sünün ardından Franny ve Zooey’e geldim. Dokuz Öykü’nün ilk öyküsü olan Muzbalığı için Mükemmel Bir Gün’ün kahramanlarından Seymour Glass, bu kitapta da karşımıza çıkıyor, hatta kitabın odağında Glass ailesi var. Birini önce veya sonra okumanız gerekmiyor, sadece aradaki bağlantıyı kaçırmayın isterim, ondan belirtiyorum Birbiriyle bağlantılı iki uzun öyküden oluşuyor diyebiliriz Franny ve Zooey […]
Çiçeklerin Tanrısı
Geçtiğimiz kış “Çıplak ve Yalnız” ile “Zarar Vereceksin”i arka arkaya okudum ve nurtopu gibi bir temel ihtiyacım var artık: Belirli aralıklarla bir miktar Hamdi Koç dozu almak. Hayırlı uğurlu olsun. Gerekeni yapıyoruz mecburen. İhtiyacım kapsamında bu kez Çiçeklerin Tanrısı’na uğradım. Yani of – yine çok nefis. Hamdi Koç’un okuru koşturma ve kovalama biçimini de, her […]
Dokuz Öykü
Kitap kulübümüzde Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı konuşacağımız için Salinger’ın nedense senelerdir bir türlü okuyamadığım Dokuz Öykü’sünü de okuyayım dedim. Bir de tabii, Franny ve Zooey’i de okuyacaktım ve onu okumadan önce bu kitaptaki Muz Balığı için Mükemmel Bir Gün öyküsünü okumak istiyordum, zira oradaki karakterler Franny ve Zooey’de de karşımıza çıkıyor. Salinger’ın birbirinden bağımsız gözüken dokuz […]
Gelecekten Nağmeler
Alman yazar Katerina Poladjan’ın Gelecekten Nağmeler’i, 1985 yılının Sovyetler Birliği’nde bir apartman dairesine götürüyor okuru. Özellikle de o dairenin ortak kullanılan mutfağına, zira karakterlerin pek çoğunun karşılaştığı ve hikayenin dallanıp budaklandığı yer orası. Aklıma Svetlana Aleksiyeviç’in İkinci El Zaman’ındaki o hiç unutmadığım pasaj düşüverdi hemen: “Bizde mutfak sadece yemek hazırlama yeri değildir, salondur, misafir odasıdır, […]
Merdivendeki Ayak Seslerin
“Bu kente dünyanın sonunu beklemek için yerleştim. Çünkü bu şartlar artık imkan yok, düzelmez.” Ne güçlü bir giriş cümlesi, değil mi? İspanyol yeni roman akımının önemli temsilcilerinden biri olan Antonio Muñoz Molina ile daha önce Güzel Karanlık’ı ile tanışmış ve pek ısınamamıştım, Merdivendeki Ayak Seslerin ile bir parça barıştık gibi. Yazarın 2019’da kaleme aldığı ve […]
Colas Breugnon
“Eğer insan sadece izin verilenleri yapsaydı, hayat çekilmez olurdu.” 1915’te, savaşın göbeğinde Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Fransız yazar Romain Rolland’ı bir türlü denk getirip okuyamamıştım, Colas Breugnon kendisiyle tanışma kitabım oldu. Öncelikle yayınevine teşekkürler, zira kitabı önemini ve bağlamını açıklayan çok kapsamlı bir önsözle basmışlar, Ömer Alkan’ın önsözü olmasa bu kadar iyi kavrayamazdım kitaptaki bazı […]
Denizler
Bu… Nedir bu? Nedir? İnanılmaz bir kitap Denizler. İnanılmaz! Hayatımda okuduğum en güzel deliliklerden biri. Bir metin nasıl aynı anda hem bu denli tekinsiz hem bu denli yumuşacık olabilir ya? Bu denge nasıl kurulur, bu dil nasıl tutturulur, vahşet ve şefkat nasıl böyle yan yana getirilebilir? Of! Amerikalı yazar Samantha Hunt’ın ilk romanı (o da […]
Kırmızı Ayna
Odyssey filmini izlemedim hala, herhalde bu romanın üstüne bir süre daha izlemedim, zira onların Christopher Nolan’ı varsa bizim de Burhan Sönmez’imiz var ve son romanı Kırmızı Ayna pekala bir Odysseia uyarlaması olarak değerlendirilebilir, hem de şahane bir uyarlama. Bir bekleme ve hatırlama hikayesi çünkü bu. Ölüm döşeğindeki Zaza isimli bir kadınla oğlu Seba’nın konuşmalarını okuyoruz […]
Beni Götürmediğin Yer
Doğum paylaşılan bir acıdır.” Maria Grazia Calandrone imzalı Beni Götürmediğin Yer kafamı çok karıştırdı. Bir tavsiye üzerine; çok seveceğimi, aşık olacağımı düşünerek başladım bu kitaba. Sevdim de ancak beni umduğum gibi kuşatmadı bu kitap. Okuduğumuz, otobiyografik bir anlatı. (Hatta Jamaica Kincaid’e selam vererek yazarın “annesinin otobiyografisi” diyebiliriz.) 1964 yılında, henüz altı aylıkken annesi tarafından terk […]
Har
Murat Uyurkulak ile geçenlere oturup uzun uzun hasbihal edince kendisinin aklını ve kelimelerini ne çok sevdiğimi hatırladım, dedim ben şu Har’ı bir kez daha okuyayım. Bir kez daha okudum ve bir kez daha çok sevdim. Tol’u ayrı, Har’ı ayrı seviyorum ama Har’ın ruh hali, derdi, meselesi bugünlere daha uygun gibi geldi; zira kendisi “bir kıyamet […]
Bunu Düşünmek İstemezdim
Çok iyi olma potansiyeli olan ancak bitirince ancak vasat kategorisine koyabildiğim bir kitap oldu Hollandalı yazar Jente Posthuma’nın Bunu Düşünmek İstemezdim’i, maalesef. Çok kötü değil, ama umduğum pırıltıyı maalesef hiç bulamadım. Yazık olmuş biraz. Arka kapakta da yazdığından spoiler sayılmaz; çift yumurta ikizi iki kardeşin öyküsünü okuyoruz, biri ölmek istiyor ve tabii bu hayatta kalan […]
İstanbul İstanbul
İstanbul İstanbul’u geçen sene babam okuyup çok sevmiş, okuma süreci boyunca da bana kitaptan türlü türlü bilmeceler sormuştu. O zamandan beri aklımda okumak, ki zaten epeyce geç kalınmış bir okuma benimki ama olsun varsın, nihayet okudum, iyi ki okudum. Öyle acayip bir kitap ki bu, buradaki İstanbul’u nasıl anlatayım bilemedim. Burhan Sönmez, hapishanedeki dört siyasi […]
Edepsiz Gece Kuşu
Şilili yazar Jose Donoso’nun büyük romanı Edepsiz Gece Kuşu’nu yayımlandığı günden beri okumak istiyorum, hacminden ve iddiasından ötürü bir türlü cesaretimi toplayamamıştım, nihayet yaptım. Ve üf. Üf. Çağdaş edebiyatımızın eksiltmeli anlatımından epeyce bunaldığım bir dönemde bu artırmalı (böyle bir ifade yok evet, ama neden olmasın) anlatım, bu ihtişam, bu kalabalık, bu gevezelik, bu karmaşa, bu […]
Geçici Manzara
Lider Böcek. Kitabı bitirdiğimden beri bir yerde karşıma Lider Böcek firmasının ilaçlama afişi çıkacak diye etrafıma bakıyorum. Öyle zihnime kazındı. Hakan Bıçakcı’nın son öykü kitabı Geçici Manzara’yı çok severek okudum. Her şeyden önce: yaşasın kentli edebiyat, yaşasın kendimiz gibi insanları, onların sıkıntılarını ve sıkkınlıklarını edebiyatta görebilmek. Kentli edebiyat; kentte hepimiz betona, yalnızlığa, anksiyeteye ve mutsuzluğa […]
Kötü Tohum
Taze yayınevimiz Tersine Kitap’ın taze dizisi “Kör Nokta”nın ilk kitabı Kötü Tohum. Bu diziyi “müfredata girmeyen, kafa patlatılmayan, başıbozuk veya aklı gidik klasiklerin yeri; edebiyatın bilindik kanonuna karşı açılmış bir gedik, bir Tersine-klasikler girişimi” olarak tanımlamış yayınevi. William March’ın 1954’te ilk yayımlandığında epey ilgi gören hatta kısa süre sonra Oscar’a aday olmayı başaran bir film […]
Petrolün Diyetini Ödeyen İran’ı Anlamak
Takdir edersiniz ki objektif olamayacağım, o kadar objektif olamama hakkım olsun bence, değil mi ama? Kırk yılda bir eşim kitap yazdı, bence bana anlayışlı davranılabilir. Gerçi objektif bakmaya çalıştığımda da çok iyi buluyorum bu kitabı vallahi. Şöyle efendim, Eray Özer gazeteci malumunuz ama şayet merak etmek bir meslek olsa, Eray’ın mesleği “merakçılık” olurdu, ben hayatımda […]
Dikenli Tel
Olağanüstü, olağanüstü. Perulu yazar Manuel Scorza’nın büyük romanı Dikenli Tel’i nihayet okudum ve ne diyebilirim, vuruldum. Biraz Llosa, biraz Asturias tadı buldum bu kitapta ki zaten daha ne isterim? Muazzam bir destan bu. Peru’nun dağlık bölgesinde bulunan bir kasabada, Rancas’ta geçiyor hikaye. Günlerden bir gün kasabanın etrafında bir dikenli tel “beliriyor” ve toprakları bölmeye, yolları […]
Birden Çok, İkiden Az
“Onu özlemiyorum çünkü aklımdan hiç çıkmadı. Sevdiğim kızın bedeni altında beklediğim yeniden dirilişi de özlemiyorum. O sınırsız saati yaşadım ben. Yaşadım.” İtalyan yazar Erri De Luca’nın Birden Çok, İkiden Az’ı ne anlattığından çok nasıl anlattığıyla hatırlayacağım o kitaplardan biri. Yayınevi kitabı kategorize etmemiş, ben de bir roman olduğunu düşünerek başladım ama başka bir şey çıktı […]
James
Yine büyük umutlarla başlayıp yıkıldığım bir roman: James. Çok üzgünüm. Keşke böyle olmasaydı. Ama yani… Öf valla. Anlatmayı deniyorum. Fikir şahane: Mark Twain’in ünlü Huckleberry Finn’in Maceraları kitabındaki köle Jim’e bir ses verme girişimi bu metin. Bu kez hikayeyi Huck’tan değil, Jim’den; yani James’in kendisinden dinliyoruz. Twain’in kitabı, malum, köleliğe karşı yazılmış önemli metinlerden biridir […]
Beni Yazma
Yalan Dolan’ıyla tanıyıp çok sevdiğimiz İtalyan yazar Veronica Raimo’nun dilimize çevrilen ikinci kitabı Beni Yazma. Bu kitap Yalan Dolan gibi özkurmaca değil, yani en azından öyle gözüküyor, tabii ne kadarını yazar kendi tecrübelerinden devşirmiş bilemeyiz ama umarım en azından bazı kısımları kurmacadır. Zira o bazı kısımları okumak bile çok zordu. Üniversitedeyken kendinden yaşça büyük bir […]
Geriye Kalan Kadın
Çok sevmeme çok sevindim çünkü Bulgar yazar Rene Karabash’ın 2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün kısa listesine kalan bu kitabına dair çok kafa karıştırıcı şeyler okuyordum. Bir yanda çok sevenler, bir yanda hiç sevmeyenler. Dolayısıyla endişe içine başladım okumaya ama üf, bayıldım. Ama bir ön notum var: bence bu kitabı, İsmail Kadare’nin Kırık Nisan’ını okumadan okumamak lazım. […]
James Joyce
Edna O’Brien hiç okumadım, onca romanı varken kendisini okumaya bununla başlamak biraz tuhaf oldu ama şartlar öyle gerektirdi: Bir Dublin seyahati öncesi bu kentin rakipsiz sahibi James Joyce’u biraz yakından tanımam gerekiyordu, ben de kendimi bu biyografiyi okurken buldum. Edebiyatçıların yazdıkları biyografilerin her zaman başka bir lezzeti oluyor, bu kitap için de bunu söylemek mümkün. […]
Armağan
Celal Kadri Kınoğlu’nun ilk romanı Armağan, hayattan elini eteğini çekmiş; edebiyata, müziğe, felsefeye sığınmış bir adamın öyküsünü anlatıyor. Bu adam hayatta zihninde biriktirdiği her şeyi kağıda dökmek, hayatını, öğrendiklerini kayda almak arzusunda, bunun için alışılmadık bir yönteme başvurup gazeteye ilan veriyor: “bir asistan arıyorum.” Ve o ilana cevap veren bir genç kadın, Alev giriyor hayatına. […]
Işıklara Bak Canım

Okurken zaman zaman Annie Ernaux değil Alain de Botton okuduğum hissi veren bir minik kitap, Işıklara Bak Canım. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum, sadece ilginç geldi. Ernaux, yeterince romantik olmadığından belki edebiyatta kendine hiç yer bulamayan ama aslında sosyokültürel olarak müthiş zengin bir malzeme sunan, pek çok farklı sınıfı bir araya getirebilen bir mekanı; […]
Kar
Kar’ı çıktığı gibi okumuştum, tabii o zaman 15 yaşındaydım, neyi ne kadar anladığım meçhuldü, o nedenle tekrar okuyayım dedim. Üzerinden yaklaşık 25 sene geçtikten sonra bu romanı okumak enteresan bir deneyim oldu. Kitabın epigrafındaki Stendhal alıntısı bence önemli; şöyle: “Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz bir […]
Christie’nin Yasak Aşkı
Agatha Christie’nin izini sürmeye Londra’ya gideceğim için Christie’nin otobiyografisini okumuştum malum. Orada pek çok şeyi anlatıyor kendisi: ortadan kaybolduğu meşhur 11 gün hariç. O sürece dair bakınırken bu kitap çıktı karşıma. Biraz çerez bir çoksatan da olsa, bir derdi de var bu kitabın. Şöyle ki, Agatha; eşi Archie hayatında başka bir kadın olduğunu ve boşanmak […]
Virginia Woolf
Virginia Woolf’un yazdığı ve dilimize çevrilen neredeyse her şeyi okumuş, Mina Urgan’ın meşhur kitabını bir türlü okuyamamıştım, Woolf’un izinde Londra’ya gitmek mesele olunca, artık daha fazla bekletmeyeyim dedim. Herhalde herkesin (okumadan önce benim de) merak ettiği soruyla başlayayım: bu kitabı Woolf okumadan önce mi, sonra mı okumalı? Açıkçası bilemiyorum. Kitabın ilk kısmını Woolf’un kim olduğuna […]
Ayrılış
Artuçkule’nin Tepegözü‘nü çok sevince, hazır sevgili Çağan Irmak da Pandora’ya gelecekken ilk romanı Ayrılış’ı da okuyayım dedim ve bir kez daha kendisinin kelimelerle oynama biçimine vuruldum. Yüzüne de söyledim burada da dursun, Çağan Bey’in dile böyle bir hakimiyeti olduğunu hiç bilmiyordum ve şaşkınlığım hala geçmedi. Ayrılış, Osmanlı’nın son döneminde geçen bir hikaye – Siyam ikizi […]
Hayatım – Otobiyografi
Zorunda olmasam okumazdım ama iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu Agatha Christie’nin otobiyografik anlatısı Hayatım. Hakkında türlü rivayet duyduğumuz bu kadını kendi ağzından okumak çok güzel ve pek çok açıdan da çok şaşırtıcıydı. Şaşırtıcı olan şu: yaptığı işin, yaşadığı hayatın müstesnalığının hayatı boyunca farkına varmamış bir kadınla karşılaştım. Sahte bir tevazudan bahsetmiyorum, gerçekten kendi […]
Ve Her Şey Aya Büründü
Gospodinov’un romanlarını, şiirlerini okuduk, nihayet öyküleri de Türkçeye çevrildi. (Tabii ki, her zamanki gibi Hasine Şen Karadeniz tarafından – Gospodinov’u bunca sevmemizin sebeplerinden biri onun çevirileri bence, anmadan geçmek istemem asla.) Ve Her Şey Aya Büründü, Gospodinov’un 2013’te yayımlanan öykü kitabı, yani henüz Zaman Sığınağı filan yok ortada. Fakat bu öykülerde de yazarın ustalığını ziyadesiyle […]
Uyanan Güzel

Jale Sancak’ın 2018’de Attila İlhan Roman Ödülü’nü kazanan romanı Uyanan Güzel, memleketin iki farklı dönemini ve iki farklı kuşaktan kadının öyküsünü birbirine ilmekleyerek anlatan, özellikle de adı hiç geçmese de mekan olarak kendine seçtiği İstanbul’u müthiş atmosferik şekilde okuruna yaşatan bir roman. Kitabın adındaki “uyanan güzel” ilk bakışta seneler sonra kendi kadınlığını hatırlayan teyze Vahide’ye […]
Atları Da Vururlar
Sırf ismiyle bile kült olmayı hak eden Horace McCoy romanı Atları Da Vururlar’ın film uyarlamasını vaktiyle izlemiş ancak kitabı okumamıştım, böylece bu eksiği kapamış oldum. Yazarın telifi 2025’te düştüğü için kitabın şu ara birden fazla çevirisini bulmak mümkün, ben Dedalus’tan Serkan Toy çevirisiyle yayımlanan versiyonunu okudum. Serkan Toy’un daha önce okuduğum iki çevirisini çok beğenmiştim, […]
17 Haziran
Of. 💙 İsveçli yazar Alex Schulman ile ilk kez Hayatta Kalanlar ile tanışıp çok etkilenmiştim. Hatta sonra Malma İstasyonu yayınlanınca kendisiyle bir söyleşi yapma şansım olmuştu, ne şans. Yazarın son romanı 17 Haziran da artık Türkçede. Çok, çok, çok güzel bir roman bu. Schulman, çocukluğun pusuna dair yazan en iyi kalemlerden biri bence, bu romanla […]
Ayrılış(lar)
Demek buraya kadarmış sevgili Julian Barnes? Ne diyebilirim ki, sana her şey için müteşekkirim. Yazdığın her şeyi okumuş ve hatta seninle bir röportaj yapmak gibi bir mucizeyle bile onurlandırılmış biri olarak, bunun senden okuyacağım son şey olduğunu bilmek kalbimi epeyce parçaladı. Ama kim bilir, belki ölümünden sonra yayımlanmak üzere bir şeyler saklamışsındır bir yerlere, tam […]
Bu Dünyada Kalmak İçin Nedenler
“Rahiplerin anlattığı şekliyle ölümden sonra yaşama inanmıyorum. Pofuduk bulutlar, arplar ve sonsuz bir bahar mevsimi, sevdiklerinizle birlikte. Ama sonra erdiğimizi de düşünmüyorum asla. Hayat insana ne yaparsa yapsın, bildiğimiz hayat sonra erdikten sonra bile, yok edilemeyen veya tüketilemeyen bir şey kalıyor bence. İşte bulduk, kelimenin tam anlamıyla böyle: Söndürülemez.” İrlandalı yazar Lucy Caldwell ile Yakınlıklar […]
Dünyanın Alacakaranlığı
Ay, şahane bir minik kitap. Çok, çok güzel. Ünlü Alman yönetmen Werner Herzgog romanı Dünyanın Alacakaranlığı, Japon askeri Hiroo Onoda’nın İkinci Dünya Savaşı’nın bittiğinden habersiz şekilde 29 sene boyunca kendi başına Filipinler’in Lubang Adası’nda hayatta kalmasının ve adayı savunmasının gerçek öyküsünü anlatıyor. Onoda’nın hikayesi artık geniş kitlelerce biliniyor, 2021 yılında yapılan Onoda: Ormanda 10000 Gece […]
Başka Ateşler – Latin Amerikalı Kadın Hikayeciler Antolojisi
BU KİTABIN NEDEN BASKISI YOK, NEDEN? Bu çığlıkla başlamak istiyorum satırlarıma. Çünkü of, muazzam, muazzam! Çok uzun yıllar önce ilk kez Latin Amerika edebiyatıyla tanışıp ürperdiğim ve hayranlıktan sarsıldığım günleri hatırladım okurken, o kadar iyi ki! Alberto Manguel’in derlediği Başka Ateşler – Latin Amerikalı Kadın Hikayeciler Antolojisi ilk olarak 1988’de Afa Yayıncılık tarafından yayımlanmış, sonra […]
Dipte
Allahım, ne berbat bir hikaye. Yanlış olmasın, roman berbat değil, anlattığı hikaye berbat. O kadar zehirli bir hikaye anlatıyor ki Murat Uyurkulak, kitapta anlattığı pislik üzerime sıçramış gibi, kirlenmiş gibi hissediyorum resmen. Bu da kitabın gücünün ispatı tabii elbette. Murat Uyurkulak’ın uzun bir aradan sonra yayımladığı romanı Dipte, kendisinin edebiyatından alışık olduğumuz üzere son derece […]
Borges’le Yarım Asır
“Evde çok fazla kitap yok, bir başka deyişle onun evinden bekleneceği kadar kitap yok. Yatak odasındakiler dışında, küçük yemek odasının bir köşesinde ikili raf var: Orada on kadar dilde edebiyat, felsefe ve din kitapları duruyor. Onların arasında bir Borges kitabı ya da Borges hakkında bir kitap aramak nafile. Cevabı çoktan bilmeme rağmen yine de ona […]
Keyif Almak: Candy Crush ve Kapitalizm
“’Üretken olmayan’ keyifteki ziyadesiyle radikal potansiyelin hiçe sayıldığını, buna karşılık, ‘üretken’ keyifteki ziyadesiyle konformist itaatin görmezden gelindiğini göz önünde tutarak, keyif deneyimleri arasındaki farklılıkları ele almanın başka bir yoluna ihtiyaç duyduğumuzu ileri sürüyorum. Başka bir deyişle, bu kitabın yazarının altı saat Football Manager’da takılmaktan keyif almasının ille daha tercih edilir veya herkesin yararına olduğu fikrinden […]
Bu Hikaye Senden Uzun Osman
“Nadiren de olsa, ilginç şeyler oluyor ve eski alışkanlıklarla ilk iş telefona sarılıp sana anlatma ihtiyacı duyuyorum. Ayrılığın en kötü tarafı şahidini kaybetmek sanırım. Birileri bilmeyince, bazı şeyler hiç yaşanmamış gibi oluyor çünkü.” Aylin Balboa’nın KAFA için yazdığı öykülerin çoğunu vaktiyle okumuş ancak bu kitabı okumamıştım, üstünden bunca zaman geçmişken vaktidir dedim, böylece bazılarını tekrar, […]
Artuçkule’nin Tepegöz’ü
Çağan Irmak’ın türler arasında salınan leziz romanı “Artuçkule’nin Tepegöz’ü”nü şaşkınlıkla okudum. Şaşkınım çünkü bir kitabın hem bu kadar tazecik hissettirip hem bu kadar kadim bir tat verebilmesi bence sık karşılaştığımız bir durum değil. Türler arasında salınıyor dedim; zira bir yandan sözlü anlatı geleneğimizin pek çok niteliğini taşıyor, bir yandan da ziyadesiyle çağdaş bir metin. Bu […]
Bundan Sonrası Ateş
“Henüz çok gençken ve o şarap lekeli ve sidikle kaplı boş binalarda arakadaşlarımla uğraşırken, içimden bir şey merak ederdi, bütün bu güzelliğe ne olacak?” James Baldwin’in 1963’te yazdığı iki denemenin hala ama hala geçerli olması ne kadar acı diye düşündüm okurken. İnsanlık bir arpa boyu yol katedemiyor bazı meselelerde. Bundan Sonrası Ateş, Baldwin’in iki deneme-mektubundan […]
Annenin Kitabı
“Çocukluğumuz ani bir çığın şiddetiyle paramparça oluverdi. Biz de o çığın altında kaldık.” Ay mahvoldum ya, ne müthiş bir metin bu? Anne-kız ilişkisine dair ne kadar okusam doymayacağım gibi, zira ne bitimsiz, ne derin, ne büyük bir mesele bu. Violaine Huisman’ın otobiyografik metni Annenin Kitabı bu konuda okuduğum en katmanlı, en güçlü anlatılardan biri oldu. […]
Orpheus
Genç Fransız yazar Eric Metzger’in Orpheus’u bir zamandır kütüphanemde bekliyordu, Alex Schulman’ın yeni kitabı 17 Haziran ile konusunun çok benzediği gündeme gelince, önce onu okuyayım dedim. Benzeyen konu şöyle: Louis adındaki baş kahramanımız, bitpazarından eski bir sabit telefon alır. Telefonu eve getirir, ezberindeki tek numara olan, çocukluğunda yaşadığı evin numarasını çevirir ve karşısına çoktan ölüp […]
Gece Unutkandır
Zehra Çelenk’in yeni romanı Gece Unutkandır’ı, tam da Gülistan Doku cinayetine dair yeni bilgilerin üzerimize boca edildiği, her yeni detayla dehşetimizin büyüdüğü bir zamanda okudum. Hakikat ve kurmaca iç içe girdi zihnimde, kitap bana çok dokundu. 17 yaşında bir genç kızın, Serin Aksoy’un cansız bedeninin bulunmasıyla başlıyor kitap. Tipik bir polisiye okuyacağını sanıyorsunuz kitap böyle […]
Beden
Kapakta “başyapıt” yazıyor. Baş’ı bırakın, bu bir yapıt mı onu bile tartışabiliriz kanımca. 2025 Booker Ödülü kazananı Beden, büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için. Gerçi benim Booker ile anlaşamadığım bininci kez tescillendi, hayal kırıklığı duymamalıyım belki artık, ama işte… İşte. Bu çağın “edebiyat”ına dair sevmediğim pek çok şeyi içinde barındıran bir kitap daha, maalesef. […]
Zarar Vereceksin
Hamdi Koç, Çıplak ve Yalnız’ın Mesut Akarsu’sunu özlemiş, on üç yıl sonra kendisiyle tekrar buluşmak istemiş. Ben ilk kitabı çok geç okudum, açıkçası hem şans hem şanssızlık bu; onun kadar nefis bir kitabı daha önce okumak isterdim ama bir yandan da ikisini arka arkaya okumak ayrı güzel oldu. Zarar Vereceksin, Çıplak ve Yalnız’ın sonlarındaki bir […]
Çıplak ve Yalnız
Ben bu kitabı okumak için neden bu kadar uzun süre bekledim?” diye kendime sora sora okudum Hamdi Koç’un Çıplak ve Yalnız’ını. Kendisinin yeni kitabı Zarar Vereceksin’i okumaktı niyetim esasen, sonra o kitabın baş kahramanının bu kitabın baş kahramanı Mesut Akarsu olduğunu öğrenince dedim önce bunu okuyayım – epeydir verdiğim en doğru kararlardan biriymiş. Öncelikle şu: […]
Paris’te Münzevi: Özyaşamöyküsel Notlar
Italo Calvino, kendine dair çok az şey fâş eden yazarlardan biri, kendini anlatmayı pek sevmediğini biliyoruz. O nedenle “Özyaşamöyküsel Notlar” alt başlıklı kitabı Paris’te Münzevi’yi nicedir okumak istiyordum, Paris’te okumak kısmet oldu, demek ki varmış bir hikmeti bu bekleyişin. Gerçi başlık yanıltıcı biraz, kitapta Paris’e dair çok az şey var ama olsun. Neyse efendim, işbu […]
Dostlar Arasında
Uyarı: biraz spoilerlı bir inceleme olacak. Hal Ebbott’un yayımlandığı günden beri konuşulan romanı Dostlar Arasında’yla ilgili benim de edecek bir kamyon lafım var ama önce kitaba dair dönen tartışmaları şaşkınlıkla izlediğimi belirterek başlayayım. Çok ilginç bir vakayla karşı karşıyayız; kitap Goodreads’te şu an itibarıyla 9989 kez oylanmış ve puanı 5 üstünden 2.83! Normalde bu kadar […]
İncirlik Yazı
Taçlı Yazıcıoğlu’nun İncirlik Yazı romanı ne zamandır kütüphanemde bekliyordu, bu sıra ağzımız burnumuz savaş nedeniyle İncirlik olduğundan kütüphanemde görünce elim gidiverdi, ne iyi oldu. İncirlik Yazı, 1995’te başlayıp 1966’ya uğrayan ve sonra 1983 yazına yerleşip orada hikayesini anlatan bir roman. Baştaki bu iki zaman yolculuğunun sebebini ve bağlamını kitabı okudukça anlıyoruz ancak ana hikayemiz 1983 […]
Elveda Demeden Önce
Japon yazar Toshikazu Kawaguchi’nin Elveda Demeden Önce’sini Allah sevdiğine bağışlasın… Ben o kişi değilim. Yani o kadar sıkıldım ki okurken maalesef. İçim şişti. Şu hepsi aynı formülle yazılmış Asya çoksatanlarını ne yapacağız bilmiyorum. Hepsinde olaylar bir mekan etrafında geçiyor; kafe, kitapçı, klinik filan işte neyse. Orada metafizik olaylar oluyor ve bu olaylar üstünden hayatın büyük […]
Melanie Klein, Melanie Klein!
Cem Tunçer’i takip eden ve zihninin ne kadar ilginç çalıştığını bilen pek çok insan gibi yeni romanı Melanie Klein, Melanie Klein’ı çok merak ediyordum, umduğumu bulduğumu söyleyebilirim. Küçürek öyküden küçürek romana, yani novellaya geçmiş yazar; 105 sayfada epeyce dokunaklı bir aşk hikayesi okuyoruz. Anlatıcımız bize sevdiği kadını ve ilişkilerini anlatıyor – bunu da son derece […]
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Amerikalı yazar Richard Brautigan’ın artık kült kabul edilen kitabı Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek’i daha önce okuma şansım olmamıştı, ki zaten epeydir de baskısı yoktu. Yeni bir çeviriyle yeniden yayımlanıp Bir Kutu Kitap seçkisinde de yer alınca okuma şansına eriştim. Ve of, çok sevdim, çok. Ben Beat romanlarına biraz mesafeliyimdir, o aşırı Amerikalılık beni […]
Dünyanın Güzelliği
“Böyle bir günde örneğin, dünyanın güzelliği bir mucizedir; hoş, güzellik daime bir mucizedir. Her yer sessizdi ama bu sadece seslerin yokluğuyla sınırlı bir sessizlik değil; çok daha sonsuz bir gerçekti. Dünyanın güzelliğinde bize şansı, şanssızlığı, hatta yazgıyı unutturan hiç duyulmamış, tuhaf bir sessizlik var.” Arjantinli yazar Hector Tizon, Latin Amerika edebiyatının özellikle Boom kuşağından ayrışan […]
Bu Ne Saçma Sis
Yıllar evvel Enrique Vila-Matas’ın Bartleby ve Şürekası kitabını okuyup çarpılmıştım; bambaşka bir zihinle karşı karşıya olduğum apaçıktı. (Saramago’nun kendisinin aklına gelen fikirleri kafasından çalıp kitaplaştırdığını iddia eden bir adamı anlattığı öyküyü mesela herhalde ömrüm boyunca unutmayacağım.) Ve fakat bir şekilde tekrar kavuşma şansımız olmamıştı, nihayet Bu Ne Saçma Sis’le Vila-Matas’a geri dönebildim. Ve yine deli […]
Çocuk

“Artık uyumamış olsam bile çoğunlukla yeterince iyi olduğumu düşünebiliyorum, beni olduğum gibi kabul etmek zorundasın küçük kız. Öğleden önce ve sen iki aylıksın. Bana aşıksın, bunu görebiliyorum, sana baktığımda gözlerin parlıyor, sonra utangaçça bakışlarını kaçırıyorsun. Ben de sana aşığım.” Norveçli yazar Kjersti Skomsvold’u seviyorum, yüz yüze tanışınca daha da çok sevmiştim. 2024 yılında Uluslararası Bursa […]
Antarktika

Daha önce Emanet Çocuk ve Böyle Küçük Şeyler novellalarını okuyup çok sevdiğim İrlandalı yazar Claire Keegan’ın ilk öykü kitabı olan ve yazarın uluslararası alanda tanınmasını sağlayan Antarktika nihayet dilimize çevrildi. On beş öyküden müteşekkil bir kitap Antarktika, bazı öyküleri çok sevdim, bazıları çok yer etmedi zihnimde. Odağında ağırlıklı olarak romantik ilişkiler olan, Keegan’ın her zamanki […]
Toprağa ve Güneşe Saldırmak

Of, müthiş. “Destansı” lafını genelde hacimli romanlar için kullanma eğilimindeyimdir ancak bu minicik, 100 sayfayı azıcık aşan kitabı böyle tarif etmek yanlış olmayacaktır; zira okuduğum her kelime iliklerime işledi ve arada durup nefes almak zorunda kaldım. Gerçi belki de destan değil anti-destan demeli buna; zira içinde kahramanca hiçbir şey yok. Ter, kan, gözyaşı, şiddet ve […]
Paris’teki Eş
Hemingway’i kovalamaya Paris’e gitmeden evvel ne okusam diye bakınırken karşılaştım bu kitapla. Seneler önce Paris Bir Şenliktir’de Hemingway’in ağzından dinlediğim aşk hikayesini bu kez kurmaca da olsa karşı tarafın; yazarın ilk eşi olan Hadley Richardson’dan dinleme fikri hoşuma gitti. Kitabın yazarı Paula Mclain, pek çok farklı kaynaktan faydalanarak bir Hadley portresi yaratmış. Hemingway’in ilk eşi […]
Muhteşem Zaferler
Allahım, ne tatlı kitap, ne tatlı! Bir kitabı kolay kolay “tatlı” diye nitelemem ama bu kitap için aklıma gelen ilk sözcük bu valla. Çok yaratıcı, çok tatlı, müthiş özgün bir metin Muhteşem Zaferler. İrlandalı yazar Ferdia Lennon’un öyküsü MÖ 412’de Sicilya’nın Siraküza kentinde geçiyor. Ama o dönemden okumaya alışık olduğumuz öykülerden son derece farklı bir […]
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar
Öyküleriyle tanıdığımız Polat Özlüoğlu’nun ilk romanı olan Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar’ın çok, çok sert bir kitap olduğunu söyleyerek başlayayım. Ben okurken nefessiz kaldım, kendisi bunları nasıl yazmış bilmiyorum. Meşhur Kara isimli bir kadının hayat yolculuğuna eşlik ediyoruz romanda. Yetiştirme yurdunda büyümüş, 12 Eylül sonrası lisedeyken yakalanıp ağır işkenceler görüp bir şekilde hayatta kalmış ve şimdi […]
Yunanca Dersleri
“Yaşayan bir insanda böyle bir sessizliği ilk defa görüyordum.” 2024’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak beni ve pek çok okuru mutluluğa gark eden Koreli yazar Han Kang’ın eserleri birer birer dilimize çevriliyor, Yunanca Dersleri de yakın zamanda yayımlandı. Yazarın Türkçeye çevrilen her şeyini okuduğumdan bunu da bekletmeyeyim dedim. Yunanca Dersleri, Han Kang’ın 2011 tarihli romanı. Vejetaryen’den […]
Stefan Zweig
Hartmut Müller’in Stefan Zweig biyografisi minicik ama içi epey dolu bir küçük kitap. Özellikle Zweig’ın otobiyografik anlatısı Dünün Dünyası’ndaki boşlukları doldurması itibarıyla kıymetli, bir nevi tamamlayıcı metin gibi düşünülebilir. Zweig Dünün Dünyası’nda esasen kendi biricik hikayesindense iki savaşa tanıklık etmiş kuşağının hikayesini anlatmaya odaklandığı için bazı kişisel detaylar eksiktir metinde; örneğin iki eşinin ikisinin de […]
Trol
Doğu Yücel’in tazecik kitabı Trol’ü merakla, elimden bırakamadan okudum, çok da sevdim. Hikaye şöyle: Kaan Balaban isimli bir baş kahramanımız var, kendisi Türkiye’nin en ünlü oyuncularından biri. Ağzında gümüş kaşıkla doğanlardan; babası da annesi de sektörden, haliyle kendisi de çocuk yıldız olarak girmiş oyunculuk alemine ve şöhretine şöhret, egosuna ego katarak yürümüş de yürümüş. Ana […]
Hayaletlerim

“Dünyanın en asap bozucu erkek karakterlerini yazmak” konulu bir ödül olsaydı Gwendoline Riley kesinlikle rakipsiz olarak ödülü kucaklardı, okuduğum ikinci kitabından sonra artık bu kanıya vardım. Bu kitapta da yine boğmak istediğim bir adamla tanıştırdı beni, ne diyebilirim ki, sağolsun… Tıpkı daha evvel okuduğum İlk Aşk’taki gibi bir toksik ilişkiler sarmalının ortasına atıyor bizi yazar. […]
Dünün Dünyası: Bir Avrupalının Anıları
O kadar uzun zamandır Stefan Zweig okumadım ki, ne kadar ayıp bir şey aslında. Neyse, hacimli anı kitabı Dünün Dünyası’nı nihayet okumak suretiyle bu ayıbı sonlandırmış oldum. Üstelik de ufukta beliren bir Viyana seyahati öncesinde okudum, harika oldu. Dünün Dünyası ne güzel bir isim öncelikle – üstelik alt başlığı daha da güzel: “Bir Avrupalının Anıları”. […]
Üçüncü Reich

Çok sevdiğim Şilili yazar Roberto Bolano’nun Üçüncü Reich’ı sonunda dilimize çevrildi. Yazarın en iyi eserleri arasında sayılmadığını gayet iyi bilmeme rağmen çok bekletmeden okudum kendisini, çünkü Bolano hayatta en sevdiğim yazarlardan biri, içmek istiyorum kelimelerini. Üçüncü Reich yazarın ta 1989’da yazdığı ve hayattayken yayımlatmadığı ilk romanı. Elbette bir 2666 ya da Vahşi Hafiyeler ya da […]
Klinik
“Kendime acımak, benim özsaygım esasen. Özgüven yerine ise, fark ettirmeden kendimi aşağılamanın bir aracı olarak kendimi yermeyi kullanıyorum.” Slovak yazar Pavol Rankov’un Klinik’ine bayıldım, tam benim kalemim bir metin, müthiş. Şöyle diyeyim, Kafka’nın Şato kitabını ve Martin McDonagh’ın In Bruges filmini sevdiyseniz bunu da seversiniz. Aynı absürtlük, aynı içinden çıkılmazlık, aynı alaycılık, aynı acımasızlık, aynı […]
Binlerce Mavi
ore çoksatanları meselesine fena halde tepkiliyim, Cheon Seon Ran’ın Binlerce Mavi’si de Bir Kutu Kitap’tan gelmese hayatta okumazdım ve fakat ne büyük bir kayıp olurmuş! Dev bir önyargıyla başladığım kitabın sonunda kendimi hüngür hüngür ağlarken buldum, o denli dokundu bana. Nasıl zarif, nasıl güzel, nasıl incelikli bir kitaptır bu! Müthiş mutlu eden bir ters köşe […]
Franz Kafka Ölmek İstemiyor
Tıp doktoru ve yazar Laurent Seksik imzalı Franz Kafka Ölmek İstemiyor’u, bir Prag seyahati münasebetiyle okudum; biraz o yılların Prag’ına da gitmek istediğim için. Seksik daha önce adını çok duyduğum, biyografi-roman tarzı eserleriyle tanınan bir Fransız yazar. Stefan Zweig’ın son günlerini anlattığı benzer tarzdaki eserini de okumaya niyet ettim bunu okuduktan sonra. Seksik, Kafka’nın ölümünü […]
Bu Kafka Mı? – 99 Keşif

Enfes bir Kafka’yı anlama kitabı Reiner Stach’ın “Bu Kafka Mı”sı, vallahi çok sevdim. Kitabın alt başlığı “99 Keşif”, her biri maksimum üçer sayfa uzunluğundaki 99 bölümden oluşuyor ve Kafka mitinin ardındakine bakmaya çalışıyor yazar bu 99 keşif üzerinden. Kafka bir mit sahiden, ben de epeydir kendisine dair daha derin bir kavrayış edinmeye çabalıyorum ve bu […]
Harika Bir Hayat
Hikmet Hükümenoğlu’ndan okuduğum ilk kitap oldu Harika Bir Hayat, gecikmiş bir tanışma şüphesiz. Olsun varsın, arayı kapatırız illaki. Öncelikle biçimsel olarak kitabı çok beğendiğimi söyleyeyim. Türler arasında salınan, biyografiden röportaja, polisiyeden ansiklopedik pasajlara uzanan çok sayıda farklı türü deniyor Hükümenoğlu, bu açıdan son derece cesur ve deneysel bir roman. Ben yazarın metinle ve okurla böyle […]
Gökyüzü Düşerken
“Teğmen Friedrich ile Leonardo gibi Hainz’ı da seviyorum ve büyüdüğümde bir sürü kocam olsun istiyorum.” İtalyan yazar ve yönetmen Lorenza Mazzetti imzalı Gökyüzü Düşerken, edebiyatta çocuk anlatıcı kullanımının en iyi örneklerinden biri sanırım. Küçük bir kız çocuğunun ağzından anlatılan hikaye öyle iyi yazılmış ki, insan zaman zaman bu metni yetişkin birinin kaleme aldığını unutuveriyor. Anlatıcımız […]
Para Gürültüsü

Latife Tekin’in yeni romanı Para Gürültüsü’ne nihayet kavuşacağımız haberi herkes gibi beni de fena halde heyecanlandırdı, üstüne bir de Melikşah Altuntaş ile yapacakları lansman söyleşisine davet edilince kitabı hemen okuyup hazırlıklı gitmek istedim. İki günde okudum kendisini ama esasen iki günde okunacak kitap değil bence. Yani… Bir sürü şeyi anlamadım, anladığım bir sürü şeyi de […]
Saraybosna Radyosu
Bosnalı yazar Tijan Sila’nın küçük bir çocukken şahit olduğu Bosna Savaşı anılarını anlattığı Saraybosna Radyosu’nu okumak zor oldu. Etrafımız savaşlarla çevrelenmişken, başka çocukların tam da şu an benzer şeyler deneyimlediğini düşünmeden okumak imkansız çünkü bu kitabı. Bu kitap Türkçeye çevrilip yayımlandıktan çok kısa süre sonra korkunç bir haber düştü türlü mecralara: İtalya’da, Bosna Savaşı sırasında […]
Kayıp Kelimeler Sözlüğü
“Sen marazlarda olursun, ben marazlarda olurum, bu Bayan Lizzie bile marazlarda olur… Kadınlara özgü bir şey herhalde.” Uluslararası çoksatanlara hep şüpheyle yaklaşırım, yine öyle yaptım ve çok güzel ters köşe oldum. Avustralyalı yazar Pip Williams’ın Kayıp Kelimeler Sözlüğü kitabı nefis çıktı! Efsanevi Oxford İngilizce Sözlüğü’nün gerçek yazım süreci içine yedirilmiş bir kurmaca öykü bu. Williams, […]
Yeşaya Geldi

“Lanetliyorum, dedi, üzerinde lanet tutmayan ve asla tutmayacak olanları, güveni kötüye kullananları, zaferde ve yenilgide o buz gibi hileyi ve zaferin ve yenilginin kendisini de lanetliyorum. Vicdansızı, kıskancı ve zorbayı lanetliyorum ve düşüncelerimde, bayağıyı ve bayağının sonsuz zaferini, pespayeyi, ikiyüzlüyü ve onursuzu lanetliyorum. Dünyaya lanet olsun, dedi boğularak, İlah’ın olmadığı ve ilahî adaletin olmadığı, tüm […]
Cümbezin Kızı
“Yolu tarif edebilmenin mümkün olduğunu sanarız. Sokaklara, köylere, şehirlere verdiğimiz isimlerden öte değildir tarifimiz. Yol tarifsizdir. Yolcunun yüreğindeki çentiklerdir.” Ülkü Demiray imzalı Cümbezin Kızı’nın hacmine bakıp da “bir oturuşta okurum” demeyesiniz, yanılırsınız. Zira hayatımda okuduğum en yoğun metinlerden biri bu, inanılmaz bir dili var Ülkü Demiray’ın. Sesli kitap dinlemeyi hiç beceremeyen biriyim ama bu kitabın […]
Kasvetli İnsanlar İçin Güneşli Bir Yer
Bayıldım. Bayıldım! Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in tutkuyla sevdiğim Yangında Kaybettiklerimiz’ini kitap kulübünde konuşacağımız için, dilimize çevrilenler arasında okumadığım tek kitabı olan Kasvetli İnsanlar İçin Güneşli Bir Yer’ini de okuyayım, kendisine biraz daha hâkim olayım istedim. Yine çarpıldım, yine elimden bırakamadım. Ne müthiş, ne tekinsiz, ne kuşatıcı yazıyor bu kadın ya! Malum, Enriquez’in ilk öykü derlemesi […]
George Orwell
Orwell maceram sürüyor ama keşke tadında bıraksaydım dediğim bir noktaya geldim galiba. İskoç yazar Norman Bissell’in Orwell’in hayatının son dönemini romanlaştırarak anlattığı kitabı o kadar olmamış bir kitap ki… Of yani. Yıldım azıcık. Bu arada kitap mı kötü yoksa çeviri mi kötü tam emin değilim ama sanırım ikisi de. Çeviri; çevirmenin tercih ettiği “bilirsin”, “pekala” […]
Orwell’in Gülleri
“Eğer ‘savaş’ın tam tersi varsa, insanların ormanlarda, çayırlarda, parklarda ve bahçelerde barışı andıran bir tür huzur bulmasından olsa gerek; bu tezatı ancak ‘bahçeler’ oluşturabilir gibi.” Çok uzun zamandır merak edip bir türlü tanışamadığım Rebecca Solnit’le buluşmak bu kitaba vesile oldu. Solnit’le tanıştığım kadar Orwell’e de yeniden tanıştım esasen okurken, zira çok ilginç ve çok lezzetli […]
Savaş ve Savaş
Allahım, ne kitap. Taze Nobelli László Krasznahorkai’nin edebiyatını anlatmak, tanımlamak, kategorize etmek öyle zor ki; ne zaman bir kitabıyla ilgili bir şey yazacak olsam uzun uzun ekrana bakarken buluyorum kendimi. Tüm kitaplarından sonra bana kalanın yoğun, çok yoğun bir his olduğunu fark ediyorum: hem yoğun hem kaygan, o nedenle tarifi çok güç. Bence bu kitabının […]
Orwell’in Burnu
George Orwell’i yeterince tanımadığımızı düşünüyorum. Ha tanısak sever miyiz o ayrı bir soru ama tanımadan bilemeyiz, değil mi? Hayvan Çiftliği’ni ve 1984’ü yazan, pek az yazara nasip olan soyadından sıfat devşirme onurunu (Orwellian) bahşettiğimiz bu adamı, tüm kitaplarını okumuş olmama rağmen yeterince tanımadığımı hissettiğim için John Sutherland’ın tuhaf isimli (Orwell’in Burnu) Orwell biyografisini okumaya karar […]
Kefenli Kadın
“Ama şimdi, artık öldüğüm için, muhtemelen bütün erkeklerin hayatlarında bir kere olsun büyük bir fedakarlıkta bulunma, hayati önemdeki bir şeyden esef duyarak feragat etme, bir kelebeği paramparça etme isteği duyduklarını anlıyorum, kendi kaderlerinin efendisi olduklarını hissedebilmek için yapıyorlar bunu.” Latin Amerika edebiyatının klasiklerinden kabul edilen Kefenli Kadın’ın nihayet dilimize çevrildiğini öğrenince çok heyecanlanmıştım, bekletmeden okudum […]
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi’ni seneler önce ilk okuduğumda anlattığı aşk hikayesine takılmıştım – daha doğrusu bu bir aşk hikayesi mi sorusuna takılmıştım diyeyim. Şimdi dizi uyarlaması gelmeden bir kez daha okuyunca hem kendi sorumu cevaplayabildim hem de bambaşka bir yerden çarpıldım. Her şeyden önce: bu ne kuşatıcı bir romandı, hatırladım. Kaç kitap insanı böyle ele geçirebiliyor, böyle […]
Profesör Do’nun Göz Kliniği
Güney Kore edebiyatıyla ilişkim Han Kang’dan ibaret sayılabilir, fakat ortalıkta “Güney Kore çoksatanı” diye bir mesele olduğunun da farkındayım, Profesör Do’nun Göz Kliniği vesilesiyle bu meselenin ne olduğuna dair azıcık fikir edinmiş oldum. Bu arada sadece romanlarda değil tabii; müzik ve dizi meselelerinde de popüler Kore kültürünün dünyada yarattığı etki başlı başına üzerine konuşulası, neyse, […]
Yitik Ufuklar

James Hilton’ın 1937 ve 1973’te olmak üzere iki kere sinemaya da uyarlanan kült romanı Yitik Ufuklar’ı seneler evvel okumuş, hakkında yazmamıştım, yeniden okudum, yazıyorum şimdi. İki büyük savaş arasındaki dönemdeyiz, iç savaşın patlaması üzerine Çin’i terk etmeye çalışan İngiliz ve Amerikalılardan oluşan dört kişilik bir grubun kendini Tibet’teki Şangri-La Manastırı’nda bulmasıyla gelişen gizemli olayları okuyoruz. […]
Kitap’ın Yolcuları
“Aşk ortaya çıktığında, daha önce gölgede kalmış şeyleri görme yetisi keskinleşir. Ama aynı zamanda, zaten bilinen şeyleri görme netliği bulanıklaşır.” Kitap’ın Yolcuları, aynı zamanda Tokarczuk’un da kitaplarla yolculuğunun başlangıcı – şu kitabın bir ilk roman olmasına inanamıyorum valla. Mükemmel bir kitap olduğundan demiyorum, çok hırslı ve kapsamı büyük bir iş olduğu için söylüyorum. 2008 Nobel […]
Artık Kedileri Sevmeyen Adam
Fransız yazar Isabelle Aupy imzalı Artık Kedileri Sevmeyen Adam beni fena halde arada bırakan bir kitap oldu. 60 sayfalık bu minik novellayı konusu çok ilgimi çektiği için okumaya başladım, çok sevdiğim yerleri oldu ama havada kalan çok kısım da oldu sanki. Şöyle; minicik bir adada geçiyor öykü. Ana karayla bağlantısı çok kısıtlı ve neredeyse tüm […]
Her Şey Normalmiş Gibi
Herhalde hepimizin son yıllarını tarifleyecek en iyi ifade bu: “her şey normalmiş gibi.” Hepimiz üzerimize boca edilen, maruz kaldığımız onca tuhaflığın, kaygının, şiddettin, endişenin içinde her şey normalmiş gibi yaşamaya, kafamızdaki normali ite kaka adapte edip içinde kalmaya çalışıyoruz. Gaye Boralıoğlu’nun son romanı da bu gerçekliğin içinde geçen bir hikaye, ön yüzünde aşk, arkadaysa bir […]
Romain Gary
Romain Gary semineri yapacağım için okudum Dominique Bona’nın Gary/Ajar biyografisini. Academie Française’nin Biyografi Büyük Ödülü’nü almış bir kitap bu, üstelik de 20 senedir hayatımda olan bir olağanüstü adamı; Gary’i anlatıyor, dolayısıyla beklentim büyüktü. Ancak kitabın çevirisindeki sorunlar nedeniyle epeyce zorlandım maalesef. Sezebildiğim kadarıyla iyi bir biyografi bu, yazarın dili epey edebi ve hatta sinematografik, sanki […]
Onu Sevdiğim Zamanlar
Kemal Varol’un son romanı “Onu Sevdiğim Zamanlar”, ismi itibarıyla sanki bir aşk hikayesi anlatma vaadinde bulunuyor gibi olsa da, aslında aşktan daha büyük meseleleri olan bir anlatı. Odağına göçmenlik meselesini alan bir karşılaşma hikayesi anlatıyor Kemal Varol. İki insan sahiden karşılaşabilirse ne olabilir gibi bir soru etrafında örülü; şiddetin, acımasızlığın ve zorbalığın içinde umudun yeşerebileceğine […]
Tekil Kalabalık
ekil Kalabalık’ı, Murathan Mungan’ı ağırladığımız Pandora’nın Merakı bölümünde biraz konuştuk ama burada da olsun istiyorum; çünkü memleketimizin yaşayan yazarlarına hakkını teslim ettiği nadir anlardan birinin nişanesi bu kitap, o nedenle çok kıymetli. Geçtiğimiz yıl (2025) Mimar Sinan Üniversitesi’nde, Mungan’ın 70. yaşı ve yazarlıktaki 50. yılı nedeniyle düzenlenen sempozyumdaki konuşmaların kitaplaştırılmış hali bu. (Konuşmacılar: Ayşenil Şamlıoğlu, […]
Delilik Taşı
Allahım, düpedüz vuruldum. Bu kitabı seveceğimi biliyordum; arka kapaktaki Calvino, Paz, Cortazar, Vila-Matas ve Aira övgülerinin beni hazırlaması gerekirdi ama yine de – böyle çarpılmayı beklemiyordum. 36 yaşında hayatına son veren Arjantinli şair Alejandra Pizarnik’in Delilik Taşını Çıkarmak ve Müzikli Cehennem kitaplarının birlikte basımı Delilik Taşı; kitapta şiirlerin İspanyolca orijinalleri ve çevirileri bir arada yer […]
Koca Tembel
Romain Gary’nin Emile Ajar takma adıyla yayımladığı ilk romanı Koca Tembel’i senelerdir bekletirdim, nihayet okudum. Gary’nin Ajar olduğu romanlardaki bambaşka diline her defasında şaşırıyorum; bir insan nasıl bu derece farklı yazabilir, nasıl bambaşka bir dil ve perspektif yaratabilir; sahiden çok acayip. Koca Tembel bir tür alternatif “Dönüşüm” hikayesi. Paris’in acımasızlığı ve yalnızlığına dayanamayıp bir piton […]
Karanlık Atölye

Annie Ernaux’nun Siren İdemen’in her zamanki özenli ve titiz emeğiyle dilimize çevirdiği son kitabı oldu Karanlık Atölye. Şu ana kadar Türkçede yayınlanan her kitabını okumuştum, bunu da havada kaptım. Baştan söyleyeyim; bu kitabı okumak için mümkün olduğunda çok Ernaux okumuş olmak gerekiyor, dolayısıyla elinizde başka kitapları varsa bunu sona saklayın derim. Yazarın, 1982-2015 arasında tuttuğu […]
Beyaza Beyaz

Barack Obama’nın 2024’te en sevdiği kitaplar listesinde The Anthropologists kitabının yer bulmasıyla bir anda Türkiye’de dikkat çeken Ayşegül Savaş’ın dilimize çevrilen ilk eseri oldu Beyaza Beyaz. Çocukluğu Londra ve Kopenhag’da geçen, halihazırda Paris’te yaşayan ve eserlerini İngilizce yazan yazarın 2021’de yazdığı ikinci romanı bu. Sanat tarihi öğrencisi olan bir anlatıcımız var, genç bir kadın. Gotik […]
Hafriyat
Aslen akademisyen olan Osman Özarslan’ın ilk romanı Hafriyat’ı çıktığından beri merak ediyordum, güvendiğim birkaç kişinin de övgülerini görünce daha fazla bekletmeyeyim dedim. Açıkçası bunun bir ilk roman olduğuna inanmak zor, zira Özarslan’ın dile hakimiyeti, kelimelerle oynarkenki rahatlığı ve cesareti kendini konforlu hisseden bir yazarın işi bence. Ha gerçi romanı yazması tam 12 senesini almış, anlaşılan […]
Hayvanlara Şiirler

Çalışmalarını hayranlık ve saygıyla takip ettiğim Dört Ayaklı Şehir Derneği’nden Bige Örer ve Ömer Şişman’ın hazırladığı Hayvanlara Şiirler kitabını, pek öyle şiir düşkünü olmasam da çok severek okudum, yer yer de epeyce duygulandım açıkçası. Ahmet Güntan, Ali Özgür Özkarcı, Birhan Keskin, Burak Acar, Doğukan Türköz, Donat Bayer, Efe Murad, Elvin Eroğlu, Fatma Nur Türk, Hamdi […]
Çatı Katı
“Genç olmanın en iyi yanı gergin cilt değil, umut. İnsan her gün yeni bir şey yaşama umuduyla uyanır, hayal edemediği ama gerçekleşmesi gereken o büyük olay her saat, her dakika gerçekleşebilir. Bende bu umudun öldüğü günü anımsayamıyorum artık, yoksa hâlâ tam olarak ölmedi mi? Hâlâ tutunduğum bir şey var ya işte: Yalnız olmayan bir kuş […]
Kalp Lambası
Hint yazar Banu Mushtaq’ın geçtiğimiz yıl Uluslararası Booker Ödülü’ne layık görülen öykü derlemesi Kalp Lambası, bugüne dek ödüle aday gösterilenler arasında Kannada dilinde yazılmış olan ilk kitap. Öykülerin tamamı Hindistan’da kadın olmak ve hatta Müslüman bir kadın olmak meselesi etrafında geziniyor. Anlattığı şeyler çok tanıdık, belki bir Batılı göz için şaşırtıcı olabilir ancak bizim toplumumuzdaki […]
Ruhların Sonbaharı
Ruhların Sonbaharı içime içime işledi, kitabın ve yazarın hikayesini okuyunca daha da fena oldum. Hikaye çok enteresan bir şekilde başlıyor. Yetmişlerine merdiven dayamış bir kadın, Addie Moore, çok da iyi tanımadığı, kendisi gibi yaşlı bir dul olan komşusu Louis Waters’a gidip “arada bir evime gelip benimle yatmayı düşünür müydün” diye soruyor. Soru cinsellik içermiyor, Addie […]
Bahçıvan ve Ölüm

“Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas’tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yığıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.” Hakkında yazılanları gördükçe kesin ciğerimi sökecek diye endişe ettiğim Bahçıvan ve Ölüm’ü sonunda cesaretimi toplamayı başarıp okudum. Ki […]
Beden Kaçarken
Perulu yazar Ricardo Sumalavia’dan daha önce Bir Kol Hikayesi’ni okumuştum, bu da ikinci buluşmamız oldu. (Bu arada bir üçüncü kitabı da yoldaymış, onu da söylemiş olayım.) Valla çok, çok enteresan bir metindi bu. Yazar kendisi de konuşmasında bu kitabından “roman” olarak bahsetti, ben olsam buna roman demezdim ama romanın da binbir biçimi var şüphesiz ve […]
M. – Yüzyılın Oğlu
Antonio Scurati’nin dev işi, beş kitaplık Mussolini projesinin ilk cildi olan Yüzyılın Oğlu’nu bayılarak, çok büyük heyecanla okudum. Bir küçük not: kitabın çevirisindeki problemleri hikayelerimde paylaşmış ve yayınevini bilgilendirmiştim, bu süreçte kitap piyasadan çekildi ve düzeltilerek yeniden basılmasına karar verildi, ben de kitabın ilk 150 sayfasından sonrasını İngilizce çevirisinden okudum, yorumumu da o baskı üzerinden […]
Tuzlu Yüz
Anadolu’nun var olmayan ya da pek çok farklı şekilde var olan bir yerinde, hayalî Tuzlukarnı köyünde geçen, odağına emek ve sömürü meselesini alan bir roman Tuzlu Yüz. Köylüler, tuz alımı yapan bir firmayla vaktiyle yaptıkları anlaşmadan ötürü her sene yakıcı sıcağın altında saatlerce çalışarak çıkardıkları tuzu neredeyse zararına satıyorlar. Tuz yahut zeytin yahut pamuk – […]
Zaman Sığınağı
“Hafıza seni terk edemeyeceğin tek bir kişinin sabit sınırları içinde tutar, seni oraya zamklar. Unutkanlık seni özgür kılmak için gelir. Özellikler keskinliğini ve kesinliğini kaybeder, belirsizlik ise şekilleri bulanıklaştırır. Tam olarak kim olduğumu hatırlamıyorsam, herhangi biri, kendim bile, hatta küçükkenki kendim bile olabilirim.” Bir Gospodinov yorumuna daha izninizle yine “Of!” diye başlamak istiyorum, çünkü yani, […]
Lea

Hayatta beklenti yönetimi önemli sahiden, Pascal Mercier’nin Lea’sını da bence doğru beklentilerle okudum ve o sayede de sevdim. Şöyle ki, yazarın meşhur romanı Lizbon’a Gece Treni’ni yıllar önce büyük umutlarla okumuş ve hüsrana uğramıştım, bu kez ne ummam gerektiğine dair daha gerçekçi bir beklentiyle aldım Lea’yı elime. Mercier’den büyük bir edebiyat şöleni beklememek gerekiyor ancak […]
Günün İlk Işıkları

Daha önce Japon yazar Osamu Dazai’nin intiharından evvel yazdığı son romanı İnsanlığımı Yitirirken’i okumuştum, kendisinin öykü derlemesi Günün İlk Işıkları da, aslında ilk eseri kabul edilen uzun öyküsü Anılar ile başlıyor. Başı ve sonu bildiğime göre, sanırım bundan sonraya aradaki yılları doldurmak kalıyor. Gerçi kendisi 39 yaşında hayatına son verdiği için, arada çok da bir […]
Baba İzi
“Aileyi tam olarak ne yıkar, bunu hiçbir zaman anlamadım. İki yabancının nasıl olup da birbirini seven iki insana ve birbirini seven iki insanın da nasıl olup bir süre sonra iki yabancıya dönüştüğünü; ortak çocukları olmasına rağmen bir zaman sonra tek amaçlarının neden birbirlerini yaralamak olduğunu da anlayamadım hiç.” Bence Türkiye’de henüz yeterince üzerine konuşmadığımız bir […]
Kün
“İmkânsız imkânsızdır. Mucize ise mucize. İkisinin arasında dağlar kadar fark var.” Sezgin Kaymaz’la yüz yüze tanışıp sohbet ettikten ve kitabın öyküsünü kendisinden dinledikten sonra çok uzun zaman önce okuduğum Kün’ü bir kez daha okumak istedim ve ne iyi, ne iyi ettim. Bir kez daha içime içime işledi, yazarı tanıyınca yazdıklarıyla ilişkimiz de derinleşiyor şüphesiz. Nasıl […]
Mahcubiyet ve Haysiyet
Norveçli yazar Dag Solstad’ı okumaya epey yanlış bir yerden (T. Singer ile) başlamış ve hiç sevememiştim, sonra herkes “öyle olmaz, önce Mahcubiyet ve Haysiyet” demişti, gecikmeli de olsa laf dinledim ve okudum Mahcubiyet ve Haysiyet’i ve evet, bu kez oldu. Romanın başlarken pek bir şey ifade etmeyen adı, kitabı bitirince anlam kazanıyor: bu kitap bu […]
Yokluğun Haritaları
“Vızır vızır hayat kaynıyor, Neredeyse alınıyor insan, Nasıl da vızır vızır kaynıyor hayat Yokluğumuzda, Olmadığımız yerlerde.” Çeviri şiir okumaktan hep korkarım zira şiir yazmaktan daha zor bir şey varsa kanımca o da şiir çevirmektir; o ezgiyi, kelime oyunlarını, ritmi başka bir dile aktarmak ziyadesiyle zordur malum. Georgi Gospodinov’un şiir kitabı “Yokluğun Haritaları”na da benzer bir […]
Gezgin Ruhlar

Fransız-Amerikalı yazar Cecile Pin’in çok övülen romanı Gezgin Ruhlar’a büyük bir beklentiyle başladım. Kötü bir roman mı, asla değil ama beklentimin maalesef fazlasıyla altında kaldı, üzgün ve kırgınım biraz. Savaşın ardından Vietnam’ı terk etmeye mecbur kalan yedi çocuklu bir ailenin öyküsünü okuyoruz. Önden giden üç çocuk sığınmacı olarak İngiltere’ye kabul ediliyor ancak arkadan gelecek olan […]
Annemin Uyurgezer Geceleri

Annemin Uyurgezer Geceleri yüzünden bana birkaç gece uykusu borcu var Ayfer Tunç’un, zira “bir başlayayım şu kitaba” dedim ve sonrasını hatırlamıyorum resmen. Üç gündür her boşlukta, geç yatıp erken kalkarak, uykumu kurban edip elimden bırakamayarak okudum, bugün bitirdim. Polisiye sürükleyiciliğindeki bu koca romanı tek kelimeyle özetlemem istense “iktidar” derdim, çünkü anlattığı hikayenin her katmanında mikro […]
Hüznün Fiziği
Of! Resmen tadı damağımda kaldı bu kitabın ve epeyce de geçmeyecek gibi. Gospodinov’la Doğal Roman ile tanışmış, epey de sevmiştim ama bunu bambaşka sevdim. Doğal Roman için vaktiyle şöyle yazmıştım: “Bir tür antiroman ama bildiğimiz antiromanlardan da değil, onun alıştığımız bir biçimi oluyor, bu kitap bildiğimiz romanların hayli dışında. Gerçi kategorize etmeye çok da gerek […]
Siyah Votka
“Liminalite” diye bir kavram var; Türkçesine “eşiktelik” diyebiliriz sanırım. Antropolojide kullanılan bir kavram aslında ama özellikle pandemi sonrası psikolojide de yaygınlaştı. Bir şeylerin bittiği ve sonsuza dek değiştiği ama yeninin henüz kendini inşa edemediği o tuhaf, tekinsiz yerde olma halinin duygusunu tariflemek için kullanılıyor. (Gramsci’yi analım: “Şimdi canavarlar zamanı.”) Deborah Levy’nin Siyah Votka’sı tam da […]
Seiobo Orada, Aşağıdaydı
Of, bu neydi böyle ya, nasıl bir şölen? Sanki Calvino’nun seçtiği bir konuyu oturmuş Saramago yazmış da ortaya bu László Krasznahorkai kitabı çıkmış desem, bilmiyorum bir şey ifade eder mi? Anlatmaya çalışacağım. Taze Nobelli Krasznahorkai’nin Seiobo Orada, Aşağıdaydı’sı; yazarın daha önce okuduğum Şeytan Tangosu kitabından epey farklı ve çok daha kolay okunan bir metin. Yazar […]
Cennette Gibiyim
“Mayalı hamur kokusunu bastıran gündelik şiddet kokusunu duya duya büyüdük biz. Evet, şiddetin de bir kokusu var ki hanenin üzerinde yirmi dört saat asılı durur. Hiçbir koku bu kokuyu bastıramaz. Evin içini güllerle donatsanız da o ekşimtırak, biraz dumanlı biraz da küflü kokuyu alt edemezsiniz. Annemin ve diğer komşu kadınların buldukları her köşe kuytuya naftalin […]
Vineland
“One Battle After Another” sevdası peşinde sürüklendiğim beş yüz on iki sayfa yahut Thomas Pynchon’la imtihanım… Oy. Bakalım anlatabilecek miyim Vineland’a dair meselemi? Efendim malumunuz, şu sıra vizyonun en çok konuşulanlarından biri Paul Thomas Anderson imzalı One Battle After Another. Mevzubahis film işte bu kitaptan uyarlama. “Serbest bir uyarlama” diyor yönetmen ama bu beni durdurur […]
Juette’in Tutkusu
Clara Dupont-Monod’nun dilimize çevrilen bir önceki romanı Taşların Anlattığı geçen sene en sevdiğim birkaç kitaptan biri olmuştu, bazı kısımları aklımda hala mıh gibi duruyor. Hâl böyle olunca Juette’in Tutkusu’nu da bekletmeden okumak istedim. Dupont-Monod’nun dili yine çok şiirli ve güçlü ancak bu romanda umduğumu bulamadım maalesef. Aslında hikaye çok etkileyici: 12. yüzyılda yaşamış bir azizenin […]
Csutora – Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikâyesi

Yaklaşık 2 yıllık bir aranın ardından, sonunda, yeni bir Sándor Márai geçti elime – ne mutluluk! Dilimize bu kitap dahil çevrilmiş toplam 7 kitabı var kendisinin ve pek çoğunun baskısı dahi bulunmuyor (şükür ki vaktiyle hepsini edinebilmiş ve okumuştum) – oysaki müthiş üretken bir yazar kendisi, keşke diğer metinlerini de dilimizde okuyabilsek, umarım bu çeviri […]
Dalgaların Sesi
Şu ana dek Mişima’dan okuduğum ve tekinsiz diye niteleyemeyeceğim tek kitap oldu Dalgaların Sesi, hatta neredeyse nahif diye bile nitelenebilecek bir roman kendisi, şaşkınım. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde, Şarkılar Adası olarak da bilinen Uta-Jima Adası’ndayız ve bir fakir oğlan-zengin kız aşkı okuyoruz. Babasını erken yaşta kaybetmiş olan ve ailesini geçindirmek için balıkçılık yapan Şinji, […]
Bakele
“Aşk erkeklik işi değildir, insanlık işidir. Cesaretin ne işi var orada? Bilakis, aşık dediğin, şu dünyadaki en korkak adamdır. Karnın ağrımıyor mu mesela?” Sezgin Kaymaz’ın en sevilenlerinden biri olmasa da bazı öyküleriyle beni fena halde vuran Bakele’si kafamın ziyadesiyle dağınık olduğu bir dönemde bana çok iyi geldi. Bir kere zaten kitaba da ismini veren o […]
Dul
Saramago’nun henüz 25 yaşındayken yazdığı ve vaktiyle “Günah Diyarı” gibi korkunç bir isimle yayımlanan ilk romanı Dul’u sonunda okudum. Bugüne dek tam 30 tane Saramago kitabı okumuş bir insanım, bana bu metni okutsanız ve “yazarını tahmin et” deseniz sayacağım ilk 50 isim içinde Saramago olmazdı. O kadar Saramago olmayan bir kitap yani! Ama işte, çok […]
Sular Yükselirken
Anja Kampmann hem yazar hem şairmiş – bu bilgiyi kitabı okuduktan sonra öğrendim ve o kadar şaşırmadım ki. Bu müzikli, şiirli dilin nasıl mümkün olduğunu anlamış oldum, taşlar yerine oturdu. Sular Yükselirken bir yas ve hatırlama romanı – ama suyun altında bundan çok daha fazlası var. Açık denizde petrol sondajı yapan işçilerin öyküsünü okuyoruz. Bu […]
Denizi Yitiren Denizci

Of. Erkek ergenliğini Mişima kadar cesur ve iyi yazan kimse var mı bilmiyorum, sanki yok ve olmayacak. Bu güzelim kitabı sadece erkek ergenliğine indirgeyemeyiz elbette ama beni en çok vuran kısmı bu olduğundan öyle başlamış bulundum, halbuki bin tane katmanı var metnin ve hepsi birbirinden leziz. Eşini beş sene önce kaybetmiş bir kadın; Fusako, yıllar […]
Gülme: Komiğin Anlamı Üzerine Bir Deneme

“Komik, tam etkisini gösterebilmek adına, kalbin anlık uyuşturulmasına benzer bir şeye gereksinim duyar: Saf akla hitap eder. Ancak bu aklın diğer akıllarla temasta kalması gerekir. (…) Kendimizi soyutlanmış hissetseydik komiğin tadına varamazdık. Görünüşe bakılırsa gülmenin bir ekoya ihtiyacı vardır. İyi dinleyin: Bu vurgulu, net, bitmiş bir ses değil; bu yavaş yavaş yayılarak uzayıp gitmek isteyen, […]
Goethe Öleyazıyor
Thomas Bernhard ile neşe, sıcaklık, umut ve sevgi dolu dakikalar geçirdik yine… Öyle bir şey yapmadık tabii ki. 🙃 Kendisi her şeyi yerden yere vurdu, ben de “çok haklısın valla” diye diye dinledim. Bernhard’ın yaşarken kitaplaştığını göremediği, seksenli yılların başında gazetelerde yayımlanan dört kısa öyküsünü bir araya getiriyor Goethe Öleyazıyor. Arka kapakta şöyle diyor: “Ağırlık […]
Sarah ve Şemsi
Nilüfer Kuyaş’ın son romanı Sarah ve Şemsi’yi kendisinin programa gelecek olması sayesinde sonunda okumayı başardım. Epeydir bir kitabı okurken “lütfen bu hikaye gerçek olsun, her şey tam da bu şekilde vuku bulmuş olsun, lütfen, lütfen, lütfen” diye hissetmemiştim. Çünkü bu nasıl güzel bir hayal kurmaktır! Bu dünyadan geçmiş en büyük oyunculardan, bir dönemin en çok […]
Ağustos Mavisi
Artık şu Deborah Levy meselesine el atmak maksadıyla çıktığım yolculuktaki ikinci durağım Ağustos Mavisi oldu. Sıcak Süt’ü okuyup epeyce beğenmiştim, yazarın son romanı Ağustos Mavisi ile devam ettim. Sıcak Süt’ün daha popüler olduğunu biliyorum ama ben sanki bu kitabı ondan daha çok sevdim. Pandemi döneminde geçen romanlar ve filmler gitgide hayatımızda yerlerini almaya başladı. İnsanlığın […]
Nefes
Nicedir merak ettiğim Avustralyalı yazar Tim Winton ile Nefes romanıyla tanıştım ama hayallerimdeki gibi olamadı maalesef, biraz üzgünüm açıkçası. Elimdeki diğer kitaplarını da yine de okuyacağım fakat bir parça hayal kırıklığına uğradığımı söylemem gerek. Büyüme hikayelerini çok severim, o nedenle bu kitabı da seveceğime emindim ama bir türlü içine giremedim metnin. Nefes; ergenlik çağındaki iki […]