Mişima bildiğimiz gibi. İnsan ruhunun en karanlık yerlerinde geziniyor, en büyük çelişkilerden doğan beklenmedik davranışları ve itkileri, psikanalize yakınsayan bir detaycılıkla didikliyor. Takıntılı olduğu “zarafet ve vahşet” ekseninde dolaşan bir tuhaf aşk hikayesi.
Başkahraman yine tipik Mışima: asla sevilesi değil, ama anlaşılır. Onu haklı bulmuyorum, ama nereye bastığında taşın nasıl oynadığını görüyorum. Bir bakışın uzaması, bir fincanın dudakta fazla bir saniye kalışı, bir omuz silkmesindeki küçümseme… Mişima bu küçük jestleri sahne gibi kuruyor ve okudukça okuru gerim gerim geriyor.
Mişima edebiyatını sevip sevmediğimi henüz bilmiyorum, ama kışkırtıcı ve ilgi çekici olduğu şüphesiz.