Artuçkule’nin Tepegözü‘nü çok sevince, hazır sevgili Çağan Irmak da Pandora’ya gelecekken ilk romanı Ayrılış’ı da okuyayım dedim ve bir kez daha kendisinin kelimelerle oynama biçimine vuruldum. Yüzüne de söyledim burada da dursun, Çağan Bey’in dile böyle bir hakimiyeti olduğunu hiç bilmiyordum ve şaşkınlığım hala geçmedi.
Ayrılış, Osmanlı’nın son döneminde geçen bir hikaye – Siyam ikizi iki kardeşin; Batuhan ve Baturgan’ın öyküsü. “Etraf ne der” korkusuyla tüm hayatlarını evde geçirmek zorunda kalmış bu iki kardeşin ergenlikle beraber gitgide zorlaşan öyküsünü okuyoruz. Vücutları birleşik olsa da onlar bambaşka iki karakter; biri müşfik ve iyi, diğeriyse nobran ve kötü. Bu şahane fikri; iki farklı karakterin aynı bedene hapsolmasını, birbirlerinin zindanı haline gelişini yoğuruyor Irmak.
Artuçkule ve tabii Yaratılan dizisiyle beraber düşününce, Irmak’ın alışık olmadığımız türde bedenlere dair bir özel entelektüel merakı olduğunu düşünüyor insan, son dönem eserlerinde genel olarak bu izleği görüyoruz, enteresan. Fakat tabii bu kitaptaki mesele bunun çok ötesinde; her insanın içinde hem iyinin hem kötünün bulunmasını didikliyor esasen Çağan Irmak bu iki zihin-tek vücut üzerinden.
Yazarın dili, başta da söylediğim gibi öyle lezzetli ki. Tıpkı Artuçkule’deki gibi sözlü anlatı geleneğimize de yer yer yaslanan, müzikli, şiirli bir üslubu var Çağan Irmak’ın. Bu çok dramatik olabilecek öyküyü de dozunda bir duygusallıkla anlatıyor, yine de ben sonunda bir parça ağladım, zira o iki kardeşin birbirine zindan olması ve çaresizlikleri çok yüreğime dokundu. (Çağan Irmak’ın bize epeyce gözyaşı borcu var bu arada, di mi!)
Bir de tabii Melek Hanım’ı anmak lazım; hayatını bu iki kardeşe vakfetmiş bu kadını da muazzam anlatmış yazar. Hem o, hem Fate isimli genç kadın çok iyi yazılmış karakterler. Çok lezzetli bir “ayrılma” ve “ayrılırken buluşma” hikayesi bu. Çok sevdim.
Şu cümleyle bitireyim: “Sen yanımdasın. Yan yanayız. Biliyor musun abi? Yan yana benim söylenmesi güzel kelamlarımın içinde hep en sevdiğimdi. Birinciydi. Çocukluğumdan beri. Ama sana söylemedim hiç. Sen bu kelamı hiç sevmiyorsun diye.”