BU KİTABIN NEDEN BASKISI YOK, NEDEN?
Bu çığlıkla başlamak istiyorum satırlarıma. Çünkü of, muazzam, muazzam! Çok uzun yıllar önce ilk kez Latin Amerika edebiyatıyla tanışıp ürperdiğim ve hayranlıktan sarsıldığım günleri hatırladım okurken, o kadar iyi ki!
Alberto Manguel’in derlediği Başka Ateşler – Latin Amerikalı Kadın Hikayeciler Antolojisi ilk olarak 1988’de Afa Yayıncılık tarafından yayımlanmış, sonra 1999’da Can Yayınları bir baskı yapmış ve anlaşılan o günden beri baskısı yok. Çok yazık bence zira olağanüstü iyi bir derleme bu.
Öncelikle, kitabın adını Alejandra Pizarnik’in dizelerinden aldığını belirteyim. Ben Pizarnik’le çok yakın zamanda, Delilik Taşı kitabıyla tanıştım ama meğerse Türk okurun karşısına çok uzun zaman önce -muhtemelen ilk kez- bu kitapta çıkmış. Pizarnik’in “Karanlık yansıları onlar / Başka tüketen ateşlerin” dizelerinden yola çıkarak kitabını adlandırmış; “bu seçki işte o ‘başka ateşler’in birkaçından örnek vermek amacıyla yapıldı” diyor Manguel önsözde. O önsöz de ayrıca leziz, Latin Amerika edebiyatına derinlemesine dalmış herkesin mutlaka bir şekilde karşısına çıkan iki unutulmaz kadına, Juana Ines de la Cruz ve Victoria Ocampo’ya selam vererek başlıyor Manguel anlatmaya.
Kitapta sonrasında daha yakından tanıma fırsatı bulacağımız pek çok kadın yazar var; Clarice Lispector, Elena Poniatovska, Elena Garro örneğin. Ancak dilimize hiçbir kitabı çevrilmemiş çok sayıda isim de var antolojide, keşke yayıncılarımız şu kitaba o gözle bir baksa, bence şahane keşifler yapmak mümkün olabilir.
Öyküleri nasıl anlatmalı bilmem, sadece Latin Amerikalı kadınların yazabileceği öyküler bunlar demek yanlış olmaz sanırım. Öyle cesur, öyle sihirli, öyle kudretli ve öyle tekinsizler ki… İçlerinde sevmediğim tek bir öykü bile olmadı ama özellikle Lygia Fagundes Telles’in Tigrela’sı, Beatriz Guido’nun Adalan’ı, Elena Poniatovska’nın Gece Ziyaretçisi’si, Ines Arredondo’nun Şunem’i ve Clarice Lispector’un Güle Öykünme’si kusursuzdu. Her birinin tüyler ürpertici olduğunu da ekleyeyim, hiçbir şekilde açıktan bağırıp slogan atmadan ataerkiyi ve erkek şiddetini çok sert eleştiren metinler bunlar.
Çok, çok, çok sevdim.