“Evde çok fazla kitap yok, bir başka deyişle onun evinden bekleneceği kadar kitap yok. Yatak odasındakiler dışında, küçük yemek odasının bir köşesinde ikili raf var: Orada on kadar dilde edebiyat, felsefe ve din kitapları duruyor. Onların arasında bir Borges kitabı ya da Borges hakkında bir kitap aramak nafile. Cevabı çoktan bilmeme rağmen yine de ona kitaplığında neden kendine yer vermediğini soruyorum. ‘Ben kimim ki Sahekespeare ya da Schopenhauer’le yan yana duracağım?’ Orada kendisi hakkında yazılmış kitapların bulunmama sebebiyse ‘bu konunun onu ingilendirmemesi’.”
Canım Borges, canım Llosa. İkisi de “canım” diye sevilemeyecek denli keskin ve köşeli adamlar olsalar da, bunca senedir ellerinde büyüdüğüm için benim duygum böyle, ne yapayım. Bu kitabı da benzer bir duyguyla, gözümden kalpler saçarak okudum.
Borges’le Yarım Asır, Mario Vargas Llosa’nın Borges’e dair denemelerini, yazarla yaptığı röportajları ve Borges hakkında yaptığı konuşmaları içeren bir derleme. Llosa en başta Borges’le gerek ilgi alanlarının gerek edebiyatlarının çok farklı olduğunu teslim ederek başlıyor söze, ancak bunun kendisini sevmesine ve dehasının hakkını teslim etmesine engel olmadığını da ekliyor.
Kitap her ne kadar Borges’e bir saygı duruşu niteliğinde olsa da, ayakları yere basan bir saygı duruşu. Llosa Borges’i anlatırken onunla mutabık olmadığı meseleleri de ortaya koymaktan, icap ettiğinde eleştirmekten imtina etmiyor – tahmin edilebileceği gibi genelde siyasi meseleler bunlar. Borges siyasi pozisyonsuzluğu, Llosa ise siyasi pozisyonları nedeniyle hayatları boyunca eleştiriye maruz kalmış iki isim olduklarından bu kısımları okumak ayrıca ilginçti.
Kitap farklı zamanlarda yazılmış metinleri içerdiği için zaman zaman tekrara düşüyor elbet ve benim gibi Borges’e dair çok fazla şey okuduysanız çok da yeni bir şey söylemiyor esasen ama yine de çok sevdiğim Llosa’dan Borges’i dinlemek çok güzeldi, özellikle bazı bilmediğim türlü hınzır anekdotları yine Llosa’nın kendi hınzır üslubuyla okumak nefisti.
Borges’le tanışmak için değil ama biraz daha yakından tanımak için okunabilir. Ve tabi Llosa’nın şahane dilini özleyenlere de tavsiyedir.