“Rahiplerin anlattığı şekliyle ölümden sonra yaşama inanmıyorum. Pofuduk bulutlar, arplar ve sonsuz bir bahar mevsimi, sevdiklerinizle birlikte. Ama sonra erdiğimizi de düşünmüyorum asla. Hayat insana ne yaparsa yapsın, bildiğimiz hayat sonra erdikten sonra bile, yok edilemeyen veya tüketilemeyen bir şey kalıyor bence. İşte bulduk, kelimenin tam anlamıyla böyle: Söndürülemez.”
İrlandalı yazar Lucy Caldwell ile Yakınlıklar adlı öykü kitabıyla tanışıp çok, çok etkilenmiştim. Yakınlıklar’dan önce yazdığı ve ilk öykü kitabı olan Bu Dünyada Kalmak İçin Nedenler’i de, onun kadar olmasa da epeyce sevdim. Yakınlıklar’daki öykülerin bir tematik bütünlüğü vardı: annelik meselesi. Bu öykülerde o kadar göze çarpan bir baskın örüntü yok ama yine de belirli bir bütünlük olduğu söylenebilir; zira öykülerin pek çoğu büyüme deneyimine ve onun sancılarına odaklanıyor. Büyümek; kendini tanımlamak, kim olduğunu, nereye / neye ait olduğunu bulmak meselesi tüm öykülerde bir biçimde karşımıza çıkıyor.
Öykülerin hiçbiri büyük büyük olaylar anlatmıyor, Caldwell’in dikkati de zaten olaydan çok karakterlerinin duygu dünyasında ve her zamanki gibi karakterlerini anlamak ve anlatmakta son derece mahir.
Özellikle İspanyolca öğretmenlerine takıntılı bir ilgi duyan dört genç kızın hikayesini anlattığı Zehir, bir çocuğun cinsel yönelimini keşfetme öyküsü Dolabın İçinden, bir ilkgençlik aşkına odaklanan İşte Buradayız ve kitaba da adını veren cümleciği barındıran son öykü Kalabalıklar en sevdiğim öyküler oldu.
Yakınlıklar kadar üzerimde iz bırakmayacağı muhakkak ama güçlü, dokunaklı, kendini okutan öyküler barındıran bir minik kitap Bu Dünyada Kalmak İçin Nedenler. Arz ederim.