Agatha Christie’nin izini sürmeye Londra’ya gideceğim için Christie’nin otobiyografisini okumuştum malum. Orada pek çok şeyi anlatıyor kendisi: ortadan kaybolduğu meşhur 11 gün hariç. O sürece dair bakınırken bu kitap çıktı karşıma.
Biraz çerez bir çoksatan da olsa, bir derdi de var bu kitabın. Şöyle ki, Agatha; eşi Archie hayatında başka bir kadın olduğunu ve boşanmak istediğini söyledikten sonra yok oluyor. Yazar Nina de Gramont da işte o “diğer kadın”ın ağzından anlatmayı seçmiş hikayeyi ve bu öyküden yola çıkarak 20. yüzyıl başında kadın olmaya dair bir anlatı devşirmek istemiş.
Kitabın çok önemli bir bölümü kurmaca, yazar bu meseleyi merkeze alıp etrafına bambaşka bir öykü kurgulamış. Kadınların toplumsal olarak nasıl itildiklerini, ne kadar zorlandıklarını, kendi seslerini çıkarmalarının nasıl engellendiğini anlatmış. Claire Keegan’ın Böyle Küçük Şeyler’inde okuyup öğrendiğim korkunç Magdalene Çamaşırhaneleri’ne de uzanıyor hikaye örneğin. 18. yüzyıldan 1996’ya kadar Katolik Kilisesi ve İrlanda Cumhuriyeti Devleti’nin el ele işlettikleri, genç yaşta hamile kalmış kadınları “ıslah etmek” üzere kurdukları esir kampları bunlar, o diğer kadının öyküsüne bunları da yerleştirmiş.
Christie’nin kaybolduğu 11 günde ne olduğuna dair bir fikir vermese de bu öyküyü “bir kadının bir kadına ettikleri” ekseninden çıkarıp aksine bir “kadın dayanışması” ekseninden anlatmasını ben çok sevdim ve çok zekice buldum. Meraklısına diyeyim ve şu pasajla bitireyim.
“Amerika’da Florence Crittenton evlerine gitmiştik. İngiltere’de Clark’s House veya çoğunlukla Anglikan Kilisesi tarafından işletilen çeşitli evlerden herhangi birine. Avustralya hastanelerinde ilaçla bayıltılan, aciz bırakılan ve buna karşı koyan annelerden bebekleri alınmıştı. Bazılarımız ise hiçbir yere gitmemişti. Kasap masalarında kan kaybından ölmüştük. Köprülerden atlamıştık. Kaybolan kadınların çağı. Çok ama çok uzun bir süre boyunca devam etmişti. Binlerce kadın kayboluyorken tek bir polis memuru bile bizi aramıyordu. Gazetelerde hakkımızda bir kelime bile yazılmamıştı. Yalnızca uzun süre ortadan kayboluşlarımız ve sessiz dönüşlerimiz. Tabii eğer dönebilirsek.”