Kitap kulübümüzde Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı konuşacağımız için Salinger’ın nedense senelerdir bir türlü okuyamadığım Dokuz Öykü’sünü de okuyayım dedim. Bir de tabii, Franny ve Zooey’i de okuyacaktım ve onu okumadan önce bu kitaptaki Muz Balığı için Mükemmel Bir Gün öyküsünü okumak istiyordum, zira oradaki karakterler Franny ve Zooey’de de karşımıza çıkıyor.
Salinger’ın birbirinden bağımsız gözüken dokuz kısa öyküsü birbirlerine tematik olarak bağlılar aslında. Tüm metinlerde bir şekilde türlü “savaş sonrası sendromlarıyla savaşan” insanlar görüyoruz. Ve tabii tekrarlayan bir öge olarak çocuklar ve gençler. Salinger yetişkinleri yazdığı metinlerde bile bir yere bir çocuk yahut genç sıkıştırıyor, bence iyi de yapıyor çünkü o Holden Caulfield’dan da gayet iyi bildiğimiz üzere kendisi hayatlarımızın o karmaşık, kaotik, sancılı dönemini yazmakta epeyce mâhir. Salinger’ın bir diğer maharetiyse şüphesiz ki diyalog yazma kabiliyeti, ki zaten kendisinin edebiyatta değiştirdiği şeylerin başında da bu geliyor; meseleyi uzun tasvirler, iç sesler ve detaylara boğmadan, gündelik konuşmalar üzerinden anlatabilmek. Bu öykülerdeki diyaloglar da çok güçlüydü, kitaba akışkanlığını da zaten büyük ölçüde bu veriyor.
Ben öykülerin çoğunu severek okudum ama bu kitabın söylendiği kadar güçlü olduğunu da düşünmedim maalesef. Amerikan öykücülük geleneğinde önemli bir yerde durduğunu biliyorum fakat bir şekilde beklentim daha yüksekti sanırım. “Esme İçin – Sevgi ve Sefaletle”, “Teddy” ve “Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün” öykülerini epeyce sevdim, diğerlerini görece daha zayıf buldum. Kötü asla değil ama beklediğim kadar da ışıltılı gelmedi maalesef.
Teddy’den şu çok çok sevdiğim pasajla bitireyim: “Ama onlar beni de Booper’ı da -kız kardeşim- böyle sevmiyorlar. Yani, olduğumuz gibi sevemiyorlar. Bizi birazcık değiştirmezlerse sevemiyorlar. Bizi sevme nedenlerini neredeyse bizi sevdikleri kadar, hatta çoğu zaman bizden fazla seviyorlar. Herkes diğerini sevdiği ölçüde, onu sevme nedenini seviyor, hatta çoğu zaman bu nedeni daha da çok seviyor. O zaman pek iyi olmuyor.”