Amerikalı yazar Lauren Elkin, flanörün dişisi “flanöz” kelimesi üzerine kafa yoruyor kitabında. Balzac, Poe, Baudelaire ve Benjamin gibi isimlerin flanörlüğü/yürümeyi erkeklerin gerçekleştirdiği bir eylem olarak ele aldıklarına değinerek, kendi tecrübeleri üzerinden sokakları arşınlayan kadınları, flanözleri ve flanözlüğü anlatıyor. Modern şehirde yürüyen bir kadın olmaya, kentin hangi alanlarının kadınlara ne kadar / ne ölçüde açık olduklarını sorguluyor.
Kitapta Elkin’in yaşadığı beş şehir olan Paris, New York, Tokyo, Venedik ve Londra’daki tecrübelerini okuyor, kendisinin ayak izlerini takip ediyoruz. Bir yandan da bu şehirlerde kendine bir hayat kurmaya çalışırken peşine düştüğü harika kadınlarla tanışıyoruz. Sophie Calle, Agnes Varda, Jean Rhys, Marguerite Duras, Virginia Woolf ve George Sand; kitapta karşımıza çıkan kadınlardan bazıları. Bu kadınlarla ilgili hiç duymadığım müthiş ilham verici ve komik öyküleri bu kitapta okudum.
“Neden şehrin onunla ya da ona karşı mücadele edilecek bir şey olmasını istiyoruz? Seçim yapmak istiyoruz, kaybolmak ve bulunmak arasında bir vasıtamız olsun istiyoruz. Şehre meydan okumak ve onun şifrelerini çözmek, değişkenleri arasında savrulmak istiyoruz.”
Özgürce yürümek dahil pek çok hakkımızı elde etmek / korumak için yürümek zorunda kalmadığımız, kadının yürümesinin düpedüz bir mücadele olmak zorunda olmadığı günlerin uzak olmadığı dileğiyle bitireyim bu yazıyı. Ve kitapta da geçen bu çok sevdiğim cümleyle: Solvitur ambulando. Yani yürümekle çözülür her şey.