Herkesin okuduğu bu kitap hakkında benim fikrimi merak eden pek çıkmaz, biliyorum; yine de adet yerini bulsun, iki kelam edeyim. Sabahattin Ali insanın içindeki o kıvrımlara, kimsenin göstermek istemediği yerlere sakin sakin iniyor; bunu da bağırmadan, süslemeden yapıyor, bunda çok mahir olduğu muhakkak. En çok da karakterlerin kendi kendine kurduğu tuzakları göstermesini seviyorum sanırım. Ömer’in “yapamadım çünkü…” diye uzayan bahaneleri, korkularını bir güzel makul göstermesi, sonra da aynı çukura tekrar düşmesi… Hepimizin diline dolanan o kaçış yollarını öyle tanıdık bir dille aktarıyor ki, insan istemeden kendine bakıyor.
Ama tabii asıl Macide… Hikâyenin omurgası belki Ömer’in iç çalkantısı, ama Macide’nin varlığı çok daha fazla iz bıraktı bende. Kadının sırtına yüklenen sabır, anlayış, destek olma hali… Herkesin iyiliği için üzerindeki kendini saklaması beklentisi… Macide ne zaman nefes almak istese sanki dünyanın düzeni “olmaz” diyor. Yargılamadan, ağlaklığa düşmeden, gündelik ayrıntıların içinden bir kadının nasıl yalnız bırakıldığını gösteriyor. Erkeklerin kararsızlığının faturasını çoğu zaman kadınlar ödüyor, kitapta bunu çok berrak görebiliyoruz. Dediğim gibi, en çok Macide karakteri üzerinden kadının toplumdaki yerine dair söylediklerini kıymetli buldum. İşte böyle.