Okurken zaman zaman Annie Ernaux değil Alain de Botton okuduğum hissi veren bir minik kitap, Işıklara Bak Canım. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum, sadece ilginç geldi.
Ernaux, yeterince romantik olmadığından belki edebiyatta kendine hiç yer bulamayan ama aslında sosyokültürel olarak müthiş zengin bir malzeme sunan, pek çok farklı sınıfı bir araya getirebilen bir mekanı; süpermarketleri anlatıyor bu metninde. 2012 ve 2013 yılında yaşadığı banliyönün sık gittiği süpermarketine her gidişini kayıt altına alıyor, günlüğüne notlar düşüyor, gözlemlerini aktarıyor; işte bu kitap da böyle ortaya çıkıyor.
Gözlem demişken, bunun Ernaux’nun ne kadar iyi bir gözlemci olduğunu hatırlatan bir metin olduğunu söyleyeyim. Önünden geçip gittiğimiz reyonlardaki ürünlerin, fiyatların, onların dizilme ve sunumla biçimlerinin ve pek tabii oralarda dolaşan insanların her birinin bir hikayesi olduğunu fark ettiriyor okura. Orada olanlar kadar olmayanların da o hikayenin parçası olduğunu da elbette. (“15 küsur yıldır, belirli bir mekanda fark ettiğim şey ‘görünür azınlıklar’ın varlığı değil, onların yokluğu.”)
Sınıf meselesi Ernaux edebiyatının temel meselesi malum, süpermarketlerin ona çok şey düşündürtmesi haliyle şaşırtıcı değil. Bu büyük kapitalizm mabetlerini, bu gösterişli tüketim mekanlarını salt ekonomik değil sosyolojik, kültürel ve hatta ahlaki bir perspektiften ele alma fikrini de, uygulamasını da çok sevdim. Bundan sonra markete gittiğimde ben de bir parça onun gözüyle, onun öğrettikleriyle bakacağım etrafıma muhtemelen.
Bir de kitabın epigrafının Rachel Cusk’tan olmasını sevdim; yazarların kendi kuşaklarından ve hatta kendilerinden genç yazarlardan alıntı yapmasını çok seviyorum.
Ernaux’nun diğer kitapları kadar ihtişamlı olmamakla beraber ilginç bir okuma deneyimi sunan bir metin Işıklara Bak Canım. Karanlık Atölye ile beraber yazarın bakma, didikleme ve titizlenme biçimlerini görmek isteyenlere iyi bir perspektif sunduğunu düşünüyorum.