Galeano’yu çok uzun zamandır okumamışım; meğer nasıl özlemişim. Benim için bir Gölgede ve Güneşte Futbol değil, ama Kadınlar’ı da çok sevdim. Galeano’nun o tanıdık sesi yine burada: kısa, tok, yeri gelince alaycı, çoğu zaman şefkatli. Her metin bir fotoğraf gibi; bir sayfada bir kadın anlatıyor, bazen sadece yarım paragrafla ama işte o kadınların hepsi iz bırakıyor. Okurken bir dolu muazzam kadınla tanışıyorum; aynı anda tanıdığım kadınları da anıyorum: onların gölgesi satırların üstüne düşüyor.
Galeano çok ünlü isimleri de anlatıyor, adı pek bilinmeyenleri de. Kimi zaman bir devrimci, kimi zaman bir şarkıcı, kimi zaman bir “cadı” ya da bir işçi. Hepsinde ortak olan dimdik durmaları; düşe kalka da olsa ilerlemeleri. Kimseyi pamuklar sarmalamıyor; kanı, teri, inadını saklamıyor.
Kitaptan bir cümle çalayım: bu kitap “kadın doğmuş olmanın sevinciyle kutlanan bir şükran ayini.” Tam da öyle gerçekten. Öfke var, yas var, ama en çok da sevinç, dirayet ve minnet var. Sayfaları çevirirken bir tür koroya katılıyormuşum gibi hissediyorum. Birinin hikayesi sona erince öteki başlıyor; ritim hiç düşmüyor.
Ezcümle, çok güzel kitap, çok.