Fransız yazar Georges Perec’in Kayboluş’u tipik bir anti-roman: deneyselliğin, dilin sınırlarını zorlamanın en uç örneklerinden biri, bir nevi delilik. Perec’in, Fransızca’nın en çok kullanılan sesli harfi olan e’yi hiç kullanmadan yazdığı, Cemal Yardımcı’nın da hiç “e” kullanmadan Türkçe’ye çevirdiği Kayboluş, şüphesiz ki sırf bu yönüyle bile görkemli bir deneme. Lipogramın (belirli bir harfi kullanmadan yazmak) edebiyattaki pratiklerine sık rastlamıyoruz, eh, rastladıklarımız da böylesine muazzam olmuyor açıkçası.
Böyle acayip bir yöntemle yazılıp, çevirisinde de lipograma başvurulunca, elbette teknik tarafı eserin içeriğinin bir adım önüne geçiyor. Ama işte bence “Kayboluş”un sırrı tam da burada saklı: Bu kitap yalnızca kuru teknik bir denemeden ibaret değil. Oldukça sürükleyici, biraz karanlık, biraz absürt, çözülemeyen olayların ardı ardına geldiği bir eser bu. Dev bir konaktayız, günlerden bir gün 6. odadaki şahıs kayboluyor ve hikâyemiz başlıyor. (Kitaptaki tek kayıp “e” harfi değil anlayacağınız.) Kendisini arayan kişiler de kaybolmaya başlıyor, kiminin bir zamanlar yaşadığına dair iz bile yok, eh haliyle öldüklerine dair de izlerden mahrumuz, bazılarına dair kimsede bir hatıra dahi yok, bu kişiler gerçekten varoldular mı, evetse neredeler, hayırsa hiç olmamış bu kişiler nasıl aranabilir ki? (Buradaki Kafkaesk tadı aldığınızı umuyorum, zira nefis.)
Bazı kitaplarda yaptığım uyarıyı bunun için de yapacağım: Kayboluş, çok zor bir kitap. Öncelikle gözünüz durmaksızın “e” harfini arayacak, hazırlıklı olun. Konuyu takip etmekte zorlanacaksınız; yine hep dediğimi diyeyim, kendinizi yazarın macerasına bırakın, o sizi doğru yere götürecek. Belki de şöyle demeli: yazarın giriştiği serüven, kimi zaman kitapta anlatılan serüvenden daha sürükleyici olabilir, işte bu kitap da öyle kitaplardan.