Yazdığı her şeyi (Türkçeye çevrilen blog yazıları dahil!) okuduğum yazarlardan biri Saramago. Onun, içinde yaşadığımız dünyayı anlama, analiz etme, aktarma ve o dünyayla alay etme konusunda herkesten ayrışan müthiş bir yeteneği olduğunu düşünüyorum.
En meşhur kitabı Körlük, bir kişi hariç herkesin apansız görme yetisini kaybettiği bir kentte geçen bir distopik anlatı. Saramago, körlük metaforu üzerinden çok sıkı bir toplum eleştirisi yapıyor. İmza attığı vahşeti görecek kimse yokken insanın şiddetle ilişkisinin nasıl biçim değiştirebileceğini son derece sert, zorlayıcı ve acımasız biçimde ortaya koyuyor. Eserlerinde her zaman civarında gezindiği konular olan liberal demokrasi, kapitaizm ve bürokrasi eleştirilerinin en çıplak biçimde görüldüğü romanı bu.
Bu kitapta hiçbir karakterin ismi yok. Çünkü isimlerimizin önemi yok. Görmekten kaçınan bir toplumla gerçekten görmeyen bir toplum arasında aslında çok bir fark da yok. Elimizden en temel yetimiz alındığı anda artık hiçbirimiz insan değiliz, isimsiziz, vahşiyiz, barbarız. Kafamızı çeviririz, görmeyiz, duymayız, olan bitenin, adaletsizliğin, eşitsizliğin, şiddetin sorumluluğunu üstlenmeyiz. Bizler, kendimizi üstün ırk olarak tanımlarız ve fakat bu üstünlüğe yakışacak erdemi taşımak için asla çabalamayız.
Körlük, işte bunların romanı. Saramago bir kâhin değildi. Yalnızca insanlığın bu noktaya varması için bir küçük kaymanın yetebileceğini gördü ve uyarmaya çalıştı.
“Aslında körlük biraz da bu, hiçbir umudun kalmadığı bir dünyada yaşamak.”