Bitti. Ne denir? Okuduğum hiçbir şeye benzemedğini söyleyeyim. Çok katmanlı bir sanrılar bütünü, muazzam bir şey. Sanrıları katmerleyen bir şahsi deneyim: kitabı okurken durmaksızın “sen bu hikâyeyi tanıyorsun” diye fısıldayan bir garip dejavu hissi yokladı. En sonunda geri dönüp didikleyince daha dün bitirdiğim Kayboluş’ta Perec’in çok örtülü biçimde bu kitaptan bazı kısımlara yer verdiğini fark ettim. Benim bundan tamamen bihaber biçimde bu iki kitabı arka arka okumayı seçmiş olmam gerçekten ziyadesiyle mistik bir olay. Edebiyat tanrıları, ne yapıyorsunuz? Yahut Casares’in kitapta dediği gibi: “insanların belleği-tanrı belki oradadır” mı? Şu alıntıyla bitireyim, bir de bu kitabı görünen / görünmeyen / gösterilen / gösterdiğimiz üzerine kafa yoran herkesin okumasına dair tavsiyemi iliştireyim. “Ne bir düşü gerçek ne de bir gerçeği delilik olarak görmenin gerekli olduğuna inanıyorum.”