Nefis! Aira okurla harika şekilde alay ediyor kitap boyunca. Dolayısıyla bu da okurken kendiniz olayların tuhaflığına bırakmanız gereken eserlerden biri.
Bir kere kitapta rahibe olan kimse yok. Kitabın başındaki şu kısım dışında bir daha da rahibelik filan çıkmıyor karşımıza: “Hikâyem, yani “nasıl rahibe olduğumun” hikâyesi, yaşamımın erken bir döneminde başladı; altı yaşımı daha yeni bitirmiştim. Bu başlangıç hafızama öyle bir kazındı ki hâlâ en ince ayrıntısına kadar gözümde canlandırabiliyorum. Öncesine dair hiçbir şey hatırlamıyorum; sonrasındaysa her şey canlı ve uyku anlarını dahi kapsayan tek bir hatıraya dönüşüyor, en sonunda da rahibe giysisini sırtıma geçiriyorum.” Kaldı ki zaten kahramanımız ve anlatıcımız olan çocuk (onun da adı Cesar Aira) istese bile rahibe olabilir mi o da meçhul, zira zaman zaman erkek zaman zaman kız çocuğu olarak boy göstermekte kendisi.
Hikâyemiz kabaca şöyle: Arjantin’de ekonomik olarak durumu iyi olmayan bir ailede yetişen kahramanımız, 6 yaşında ilk kez dondurma yemek için babası ile dondurmacıya gider, çok heyecanlıdır. Ne var ki babasının kendisine aldığı çilekli dondurma bozuk çıkar. Baba ile dondurmacı kavgaya tutuşur, dondurmacıyı öldüren baba kendini hapiste, bozuk dondurmadan ötürü siyanür zehirlenmesi geçiren kahramanımız kendini hastanede bulur. (Ne cümbüş değil mi, yine son derece uçuk bir Latin Amerika masalının içindeyiz.) Babası hapisteyken gerçeklikle bağı kopmaya başlayan ve kendisine kurmaca bir dünya yaratan çocuğun hayatında türlü absürtlükler birbirini kovalamaya başlar. Kahramanımız gerçeklikten koptukça yazar sizin de kafanızı karıştıracak şekilde oradan oraya atlamaya başlar, adeta siyanür zehirlenmesini siz geçirmişsiniz de geçen bölümde olanları yanlış hatırlıyormuşsunuz gibi hissederek ve fakat çok da eğlenerek okumayı sürdürürsünüz.
Olaylar gelişirken yazarın arka planda sağlık sistemini, bürokrasiyi ve eğitim sistemini de bu absürtlüklerin parçası kılarak sıkı şekilde eleştirdiğine tanık oluyoruz. Yazar, öykünün içine yedirdiği son derece komik detaylar ve didaktik olmaktan alabildiğine uzak minicik cümlelerle sisteme ve toplumsal cinsiyet meselesine dair çokça eleştiri sunuyor, dalgasını geçiyor.
Tahmin edebileceğiniz gibi bu acayip kitap pek de bir yere bağlanmadan bitiyor. Sonuçta tam anlamlandıramadığınız ama tadı damağınızda kalan bir rüyadan uyanır gibi oluyorsunuz kitap bitince. Şöyle dersiniz ya: “ya dün gece bir rüya gördüm, acayip saçma ve komikti, nasıl anlatayım hiç bilemiyorum” – hah işte bu kitap o rüyanın ta kendisi.