“Ordular” kadar olmasa da bunu da çok sevdim. Bu bir kitap değil, bir kabus bence. İroni, şiddet, korku, delirme hâli ve çaresizlikle örülmüş, bir kilisede tek bir gecede görülen güçlü, çok güçlü bir kolektif kabus. Yahut yaşadığımız dünyanın ve toplumun ve kurumların çivisinin çıkmışlığının asap bozucu bir özeti. Rosero burada sahneyi küçültüp duyguyu büyütüyor; taş duvarlı, loş, tütsü kokulu bir kilise, dışarıda kapanmayan bir gece, içeride birbirine sürten bedenler, açlık, dua, fısıltı, tehdit.
Okurken insanın içi sıkışıyor; kitabın ritmi dar bir odada hızla ileri geri yürümek gibi. Bir mizah var ama kara bir mizah; insan bir an gülüyor, hemen ardından boğazında bir düğüm büyüyor. Kilise sığınak olmaktan çok, toplumun çarpıklığını aydınlatan bir projektör gibi çalışıyor. Kim haklı, kim haksız ayırt etmek kolay değil pek. Sınırlar bulanık, herkes hem kurban hem fail bu romanda.
Ben sevdim.