Muhtemelen ilk romanı olmasından mütevellit, okuduğum en kolay Romain Gary kitabı Polonya’da Bir Kuş Var. Rahat akıyor, dil daha düz, numarası az. Güzeldi güzel olmasına ama diğerleri kadar lezzet alamadım; sevdiğim yazarların ilk romanlarında hep böyle oluyor. Yine de o ilk dönem izlerini yakalamak ayrı güzel: ileride olacağı kişiden izler, kelimeler, oyunlar… Küçük bir cümledeki iğne, bir benzetmedeki örtülü alay, merhametle kırılan sertliği; “hah, burada bildiğimiz Gary işte” dedirten anlar var bu kitapta ve ben bunları keşfetmeyi seviyorum.
Karakterlerine şefkatli bir mesafesi, insanın zavallılığına gülümseyen bakışı seziliyor bu kitapta da. Hikâyenin gerisinde sürekli bir tedirginlik var; kahramanlarını korumak istiyor gibi yazar. Bazı bölümlerde tempo düşüyor, bazı diyaloglar biraz fazla açıklayıcı geliyor; Gary’nin alıştığımız taşkın enerjisinin ayarı tam tutmuyor, eh, ilk roman sonuçta. Ama Gary’nin nüvesi burada da var: dille oynaması, hüzünle mizahı yan yana koyuşu, inadı ve umudu. Biraz konvansiyonel betimlemelere fazlaca dalsa da küçük ayrıntıları yine topluyor, finalde bıraktığı duygu yerini buluyor.
Kitap boyunca arkada kendini hatırlatan ‘Avrupa’ fikri var bir de tabii; sınırlar, kimlikler, kimin kime benzemek istediği… Son bölümde bunun ve temsil ettiklerinin açık açık tartışılması, tam bu günlerde okuyunca daha bir anlamlı geliyor: Anlamlı ve acıklı. O bölümdeki sızı, bugünün haliyle birleşince içe dokunuyor; bugünle / bugünden konuşuyor gibi, bu da okuma deneyimini daha ağır ama daha gerçek kılıyor.
Toparlarsam: kolay okunan, yer yer tutuk ama yer yer de çok sahici parıltılar taşıyan bir ilk kitap. Gary’yi zaten seven kaçırmaz; ilk kez tanışacak olana da sert bir eşik kurmuyor. Bende kalan his biraz eksik bir tatla birlikte ümitvar bir burukluk oldu. Ki sanırım Gary’nin özeti de bu zaten.