Okudum ve sevmedim, sevemedim. Evet sürükleyici, evet iyi kurgulanmış; sayfalar kendini okutuyor, buna itirazım yok. Ama edebiyattan beklentim başka. Çok fazla olay, çok fazla isim, çok fazla sansasyon; insanın üstüne sağanak gibi yağıyor ve ben kelimelerin tadını alamıyorum. Biraz durmak, biraz tadına varmak istiyorum; burada sürekli koşturma var.
Eco’nun kurduğu tarihî arka plan gerçekten muazzam, ona şapka çıkarıyorum. 19. yüzyıl Avrupa’sı, sahte belgeler, komplolar, masonlar, Cizvitler, Dreyfus meselesi… Hepsini birbiriyle ustaca bağlıyor; bu yönünü sevdim. Günlükler, çoklu sesler, karanlık bir mizah… Tamam, ama bir şekilde tadı eksik sanki bu romanın. Karakterler bence derinleşmiyor. İsimler ve referanslar öyle yoğun ki okurken not tutası geliyor insanın. Ben biraz his arıyorum: bir cümlenin içime oturmasını, beni durdurmasını, duraksatmasını… Buradaysa kitaptan okura bilgi akıyor, duygu değil. Dil akışkan ama kuru; ironiyi görüyorum, eyvallah ama bana değmiyor.
Eco’nun entelektüel birikimine lafım yok, emeğine de. Kurduğu mimari etkileyici; fakat bu mekanizmanın sesi bence romanın sesini bastırıyor. Burada daha çok olayın şeması, ağların bağlantısı öne çıkıyor. Böyle labirentlerden keyif alanlar için kesinlikle ziyafet ama benim sofram değilmiş. Arz ederim.