Çok seviyorum ama çok. Bu kitapta yine sürprizli, gerilimli, heyecanlı, sihirli bir dolu hikâye var. Dahl’ın dünyası öyle tuhaf ki, sayfa çevirirken hem sırıtarak okuyorum hem de içim ürperiyor. Karakterleri her zamanki gibi uçuk ve sıradışı; gündelik hayattan fırlayıp gelmiş gibiler ama bir yanıyla değiller de, bir tekinsizlik mevzubahis. Sakin bir akşam yemeği bir anda buz kesen bir oyuna dönüyor; nazik bir adam bambaşka birine dönüşüyor; bir başkasının teninde saklı bir resim, bütün havayı değiştiriyor.
Dili her zamanki gibi sade, ritmi tam ayarında. Öyküler kısa kısa, tokat gibi. Karanlık mizahı yerli yerinde; kimseye nutuk atmıyor, okuru elinden tutup küçük bir tuzağa götürüyor sadece. Okurken “şimdi ne olacak” merakı hiç azalmıyor, ama her öykü bitince bir dakika durup “nasıl yaptı bunu” diye bakakalıyorum.
Hem büyüklere hem çocuklara bu kadar şahane şeyler yazabilen yazar çok az. Burada daha çok büyüklerin tarafına oynuyor, ama o çocuk merakı, o muzır göz kırpışı hep duruyor. Kaybedenler, zeki hilekârlar, kibarlığın arkasındaki çürükler… Hepsini bir çırpıda canlandırıyor. Canım Roald Dahl. İyi ki yazmış.