Gospodinov’un romanlarını, şiirlerini okuduk, nihayet öyküleri de Türkçeye çevrildi. (Tabii ki, her zamanki gibi Hasine Şen Karadeniz tarafından – Gospodinov’u bunca sevmemizin sebeplerinden biri onun çevirileri bence, anmadan geçmek istemem asla.)
Ve Her Şey Aya Büründü, Gospodinov’un 2013’te yayımlanan öykü kitabı, yani henüz Zaman Sığınağı filan yok ortada. Fakat bu öykülerde de yazarın ustalığını ziyadesiyle görmek mümkün; ki bence iyi öykü yazmak hayattaki en zor işlerden biridir.
Pek çoğu epeyce kısa ama son derece güçlü öykülerden müteşekkil bir kitap bu. Gospodinov’un sevdiği temaları elbette öykülerinde de görmek mümkün; zaman, hafıza, ölüm, iktidar, nostalji, ikili ilişkiler, yalnızlık gibi türlü konular etrafında örülü öyküler bunlar. Ve pek tabii Gospodinov’un vazgeçilmez karakteri Gaustin bu kitapta da karşımıza çıkıyor.
Benim en sevdiklerim öksüz bir çocuğu odağına alan Baba Edinme, bir köyde düğün sahnesi çekmeye çalışan bir film ekibini odağına alan Tören, 3 sayfa bile sürmeyen ama Gospodinov’un zamanı her zamanki gibi şahane şekilde büktüğü Lora’ya ve kitaba adını da veren son öykü Ve Her Şey Aya Büründü oldu.
Öykülerin hepsinde bir tuhaf tekinsizlik hali var ve bence yazar o post-Sovyet huzursuzluğunu muazzam aktarıyor. Son derece müphem şekilde yazsa da, her öyküde bir havada asılı kalmışlık, bir belirsizlik havası seziyorsunuz ve bunun iktidar mekanizmasındaki dönüşümle ilgili olduğunu hissettiriyor size.
Ezcümle, ben çok sevdim. Romanları kadar kuşatıcı değil ve onlar kadar “meselesi” olan metinler değil elbette ama yine çok güçlü, çok lezzetli öyküler bunlar.