Virginia Woolf’un yazdığı ve dilimize çevrilen neredeyse her şeyi okumuş, Mina Urgan’ın meşhur kitabını bir türlü okuyamamıştım, Woolf’un izinde Londra’ya gitmek mesele olunca, artık daha fazla bekletmeyeyim dedim.
Herhalde herkesin (okumadan önce benim de) merak ettiği soruyla başlayayım: bu kitabı Woolf okumadan önce mi, sonra mı okumalı? Açıkçası bilemiyorum. Kitabın ilk kısmını Woolf’un kim olduğuna ayırmış Mina Urgan. Ancak bunu da dümdüz bir yaşam öyküsü gibi aktarmak yerine evliliği, cinsel sorunları, akıl hastalığı, feminizmi, eleştirmenliği gibi başlıklar altında tematik olarak inceliyor. Bu kısımlar Woolf’la tanışmadan önce okunabilir hatta epey de faydalı olur ama sonrasında önemli eserlerini tek tek incelediği bölümlerin kitapları okumayanlar için hem sıkıcı olabileceğini hem de spoiler içerdiği için biraz sürpriz kaçırıcı olabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla ya kitabı ikiye bölmek lazım, ya Woolf’u tamamladıktan sonra bir veda gibi okumak sanki. Ya da “ben spoiler’a razıyım, her şeyimle tamamen hazır olmak istiyorum” diyorsanız, önden de okuyabilirsiniz elbette.
Ben külliyatı okuyalı epey olduğu için kitap incelemelerinden çok faydalandım, unuttuklarımı hatırladım ve Urgan’ın uçsuz bucaksız bilgi birikiminden süzdüğü perspektifiyle eserlerin bambaşka katmanları açıldı önümde. Keza Woolf’un kim olduğuna odaklanan ilk bölümlerden de yine epeyce şey öğrendim. Woolf gibi okuması da, anlaması da zor bir yazarı Mina Urgan gibi birinin rehberliğinde tanıma fırsatımız olduğu için bizler çok şanslıyız bence. Meseleye o kadar hâkim ve o kadar çok yönlü bakabiliyor ki, Woolf’la ilişkimi dönüştürdü resmen kitap. Urgan’ın Woolf’a mesafesini koruması ve yer yer eleştirebilmesi (örneğin feminizmindeki çelişkileri büyük bir dürüstlükle ele alıyor) de bence metnin kıymetini artırıyor.
Ezcümle, benim için güzel bir geri dönüş ve veda kitabı oldu.