Skip to content
  • Kitap Kulübü
  • Seminerler
  • Kitap Kulübü
  • Seminerler
SEPET | 0

Sepetim

  • Kitap Kulübü
  • Seminerler
  • Kitaplarım
  • Yazarlar
  • Ülkeler
  • Çevirmenler
  • Yayınevleri
  • Neler Yapıyorum?
  • Sık Sorulan Sorular
  • Kitap Kulübü
  • Seminerler
  • Kitaplarım
  • Yazarlar
  • Ülkeler
  • Çevirmenler
  • Yayınevleri
  • Neler Yapıyorum?
  • Sık Sorulan Sorular
  • Kitaplarım
  • Yazarlar
  • Ülkeler
  • Çevirmenler
  • Yayınevleri
  • İşlerim
  • SSS
  • Kitaplarım
  • Yazarlar
  • Ülkeler
  • Çevirmenler
  • Yayınevleri
  • İşlerim
  • SSS

Ülkelere Göre Kütüphanem

Ülke Listesi

  • Almanya (117)
  • Amerika Birleşik Devletleri (225)
  • Angola (3)
  • Arjantin (103)
  • Arnavutluk (4)
  • Avustralya (23)
  • Avusturya (47)
  • Belarus (5)
  • Belçika (7)
  • Bosna-Hersek (2)
  • Brezilya (17)
  • Bulgaristan (9)
  • Çekya (39)
  • Çin (13)
  • Danimarka (5)
  • Dominik Cumhuriyeti (1)
  • Ekvador (1)
  • Endonezya (1)
  • Ermenistan (6)
  • Etiyopya (1)
  • Fas (1)
  • Finlandiya (3)
  • Fransa (194)
  • Galler (3)
  • Guatemala (7)
  • Güney Afrika (21)
  • Güney Kore (15)
  • Gürcistan (1)
  • Hindistan (5)
  • Hollanda (8)
  • Honduras (2)
  • İngiltere (286)
  • Irak (1)
  • İran (3)
  • İrlanda (35)
  • İskoçya (11)
  • İspanya (66)
  • İsrail (4)
  • İsveç (12)
  • İsviçre (3)
  • İtalya (102)
  • İzlanda (4)
  • Japonya (53)
  • Kanada (31)
  • Kenya (4)
  • Kolombiya (36)
  • Küba (3)
  • Libya (1)
  • Litvanya (1)
  • Lübnan (19)
  • Macaristan (40)
  • Meksika (47)
  • Mısır (1)
  • Nijerya (2)
  • Nikaragua (1)
  • Norveç (38)
  • Pakistan (1)
  • Peru (27)
  • Polonya (13)
  • Portekiz (50)
  • Romanya (4)
  • Rusya (43)
  • Senegal (1)
  • Şili (44)
  • Sırbistan (5)
  • Slovakya (1)
  • Sri Lanka (1)
  • Suriye (2)
  • Tanzanya (6)
  • Tayvan (1)
  • Trinidad (2)
  • Türkiye (170)
  • Umman (2)
  • Uruguay (17)
  • Yeni Zelanda (3)
  • Yunanistan (5)

Beni Instagram'da Takip Edin

Beni Instagram'da takip ederek okuduğum kitapları güncel olarak izleyebilirsiniz. @eylulgormus

Çinli yazar Can Xue bugün Nobel Edebiyat Ödülü’nü alır mı bilmem (benim gönlümde Anne Carson, Cesar Aira veya Rachel Cusk yatıyor) ama son yılların çok konuşulan yazarlarından birini nihayet Türkçede okuyabildiğimiz için mutluyum. Dilimize çevrilen bu ilk kitabıyla ben de kendisiyle tanışmış oldum.

Ya da oldum mu, emin değilim. O kadar zor ki evrenine girmek kendisinin. Bir evreni olduğu şüphesiz, kendine has, özgün bir dünyası var mutlaka ancak biraz fazla kendine has sanki. Kısa öykülerden oluşan derlemesi Dikey Devinim, sadece gören kişiye bir şey ifade eden bir tuhaf, biçimsiz, ürkütücü rüyaların toplamı gibi. “Rüyamsı” lafını sık kullanıyoruz kimi edebi metinler için ancak bugüne kadar okuduğum şeyler içinde bu sıfatı en çok hak eden kitap bu sanki. Anlatıcıları da, karakterleri de sanki garip bir sis perdesinin arasından gördüğümüz, tam kavrayamadığımız, elimize avucumuza alamadığımız; olayların çok tuhaf seyrettiği, yatay eksenlerin dikeye döndüğü, fizik kanunlarının apansız tersine çalıştığı, kimi zaman havada / boşlukta süzüldüğümüz, dünyanın farklı farklı boyutlara geçtiği son derece tuhaf öyküler bunlar.

Okuduğum bir yorumda “Can Xue okumak, neden-sonuç ilişkisinin, perspektifin, zamanın ve alışılagelmiş rasyonelliğin geride bırakıldığı bir Dali tablosunun içinde yürümek gibidir” diyordu, tam da bu gerçekten, tam. Dali tablolarına bakarken hissettiğimiz o yabancılaşmayı, baktığımız şey güzel mi çirkin mi tam anlayamama halini bu öyküleri okurken de hissettim. Güzellikle çirkinliğin geçişkenliği ve doğanın alışılageldiğimiz formlarının dışında formlar, bu öykülerin ana malzemesi sahiden.

Benim resimde de avangart ile ilişkim her zaman karmaşık oldu, dolayısıyla ne hissedeceğimi tam bilemiyorum ancak bu kitabın edebiyatta avangardın çok iyi bir temsili olduğu muhakkak. Kitabı bitirdiğimde bende duygulardan çok imgeler kaldı, bu da epey enteresan bir deneyimdi.

Daha somut bir fikir edinmek için başka metinlerini de okumam gerekiyor sanırım, umarım başka eserleri de dilimizi çevrilir. Ve bu arada: Aslı Solakoğlu’nun çevirisi muazzam. Bu çok zor öyküleri bence müthiş bir durulukla aktarmış Türkçeye, ellerine sağlık.

*Yayınevi göründüğü için #reklam
Okudukça Dünya, sezon finaliyle yarın akşam ek Okudukça Dünya, sezon finaliyle yarın akşam ekrana geliyor. Yaklaşık 16 haftada çektiğimiz, üzerine 16 hafta kadar da montajlanan bölümler, 8 haftada yayınlandı bitti vallahi, hayat da işte böyle bir şey.

Neyse efendim, son bölümde sizi bir kez daha Londra’ya davet ediyoruz, zira takdir edersiniz ki Londra’yı tek bölümle geçiştiremezdik. Bu kez Agatha Christie ve Arthur Conan Doyle’un izinde, Londra’nın polisiye haritasını çıkarıyoruz. Ünlü İngiliz polisiyeleri nasıl doğdu, neden bu coğrafyada polisiye böyle filizlendi, Londra o unutulmaz, nefes kesen hikayelere nasıl ev sahipliği yaptı? Bu soruların peşinde yürüyor, yürüyoruz.

Bu bölümün sonunda bir de sürpriz var, bu yolculuk bambaşka bir coğrafyada sona eriyor. :)

Okudukça Dünya, yeni ve şimdilik son bölümüyle yarın sabah itibarıyla @tod_tr’de ve akşam 22.15’te ilk gösterimiyle @beiniztv’de. 

@pinarr_klncc @bariskillinc @vidartproduksiyon 

❤️
Bugün @albertoruy ile tanıştım. Bu gördüğü Bugün @albertoruy ile tanıştım. Bu gördüğünüz, birlikte ilk fotoğrafımız. Bakıyorum, bakıyorum, birbirini bir saat önce ilk kez görmüş iki insan gibi gözükmeyişimize hayret ediyorum. Ne tuhaf, ne sihirli, ne kadar biricik.

Dört sene kadar önce Dokuz Kere Şaşkınlık’ı okudum, vuruldum. Bir kent nasıl böyle anlatılabilir, arzu nasıl bunca kişileştirilir, kelimeler nasıl böyle dans ettirilirdi? Aklım çıktı. Kitabın çevirmeni Beyza Fırat, kitaba dair burada paylaştığım metni İspanyolca’ya çevirip Alberto’ya göndermiş; kendisi bana, yazdığımdan çok etkilendiğini söyleyen bir mesaj attı. O gün ona, Mogador Beşlisi’nin tamamı Türkçede yayımlanınca kendisiyle bir röportaj yapmak istediğimi söyledim, çok isterim dedi. Aklımda yan yana gelmek hiç yoktu. Belki bir yazılı röportaj, belki en fazla Zoom. Ama işte... İşte! Hayat bazen çok güzel ters köşe yapıyor insanı: Buyrun size dokuz kere şaşırılası bir şey.

Mogador Beşlisi Türkçeleştikçe okudum ve geçenlerde @sedatdemirler haberi verdi: Alberto’yu Türkiye’de ağırlayacaktı. Kendisinin bunu hayal ettiğini biliyordum, bir süredir ben de onunla hayal kuruyordum zaten. Ve işte bu akşam, nihayet.

“Nihayet”, Alberto’nun beni ilk gördüğü anda ağzından çıkan şey oldu. Suratımı avuçlarının arasına alıp “Eylül, finally!” dedi. Ah. Gerçekten, nihayet. Senelerdir birbirimizi sosyal medyada takip ediyoruz, o İspanyolca yazıyor ben Türkçe, otomatik çeviriyle anlamaya çalışıyoruz birbirimizin gönderilerini, ama aramızda bir bağ var, nasıl kurulduğunu bilmediğim ama bu akşam yan yana gelince varlığından iyice emin olduğum bir bağ.

Fotoğraflarda göreceksiniz, birbirimize bakmaya ve sarılmaya doyamadığımız bir akşamdı bu. Sık sık gözlerim doldu, hele ki dünya güzeli eşi Margarita’yla bana ta Meksika’dan bir bilezik getirdiklerini (son karede) görünce iyice koyverdim kendimi.

“Beni buraya sen getirdin” dedi bugün. Kim bilir, belki getirmişimdir: O kadar istedim ki, belki yapmışımdır. Kitaplarında anlattığı, şarkılarıyla ve arzularıyla birilerini çağırmayı başaran o büyülü (ve büyücü!) kadınlardan biri gibi hissediyorum kendimi. Ne diyeyim... Şükran doluyum. Bir sonraki karşılaşmamız Meksika’da olur dilerim. 

Olamaz mı, olabilir!
Tiyatro metni okumaya çok aşina biri olmadığı Tiyatro metni okumaya çok aşina biri olmadığımdan bu kitaba dair yorum yapma ehliyetine sahip miyim bilmiyorum, yine de kısacık yazayım. Patrick Modiano’yla çalkantılı ilişkime rağmen sırf ismine vurulduğum için okuyayım istedim Hayattaki Başlangıçlarımız’ı. 

Evet, bir oyun metni bu, ama oyun içinde oyun gibi de. Çehov’un Martı’sını sahnelemeye hazırlanan genç ve parlak oyuncu Dominique ve sevgilisi Jean’ın, yan tiyatroda bir başka oyuna hazırlanan Dominique’in annesi ve sevgilisiyle imtihanlarını okuyoruz. Dominique bir yandan da bir oyun yazıyor. (Yani esasen: Martı’yı canlandırırken Martı’nın kendisini de yaşıyorlar diyebiliriz konusu itibarıyla.) İki kulisi birbirine bağlayan bir geçit ve hoparlör var, dolayısıyla oyuna hazırlanan oyuncuların sahne aldığı bir oyun metni aslında okuduğumuz.

Bu oyun içinde oyun gitgide karmaşıklaşıyor, Dominique Jean’ı yitiriyor yahut yitirdiğini sanıyor ve uzak bir gelecekte tekrar bir araya gelişlerini okuyoruz - veya oyun içinde oyun burada da sürüyor. Bir süre sonra metin rüyamsı bir hal alıyor ve okuduğumuz gerçek mi yoksa Dominique’in sanrıları (ya da kurguları?) mı anlayamaz oluyoruz.

Dediğim gibi, çok yorum yapabilecek durumum yok bu kitaba dair ama Modiano’nun minicik (75 sayfa sadece!) bir metinde bile atmosfer yaratma kabiliyetini bunca ortaya koyabilmesini, insanı o karanlık Paris sokaklarına ve loş kulislere bu denli ışınlayabilmesini çok etkileyici buldum.

Arz ederim.

*Yayınevi göründüğü için #reklam
“En şanslı anlarımızda birbirimizin bahçesi “En şanslı anlarımızda birbirimizin bahçesiyizdir biz âşıklar.”

Alberto Ruy-Sanchez için yirmi, benim içinse yaklaşık dört senelik bir yolculuğun sonuna geldik: Mogador Beşlisi’ni tamamladım. Bir dev yolculuğun sonu - ya da değil, zira bundan sonra Mogador’u benim içimden kimse söküp alamayacağı için, bedenim bir tezahürü hep Mogador’da gezineceği için, buna bir “son” demek de doğru olmaz sanki.

Beşlinin ilk kitabı olan Dokuz Kere Şaşkınlık’ı okuduğumda şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı, son kitap Ateşin Eli’ni de onun kadar olmasa da yine çok sevdim. Her şeyden önce günümüz edebiyatının müziksizliğinden ve yavanlığından bunalmışken, Ruy-Sanchez’in ezgili, oyuncaklı, ihtişamlı dili çok iyi geldi, kendimi kelimelerinin güzelliğine bıraktım, kana kana içtim resmen. 

Daha önceki kitaplardan tanıdığımız Hassiba’nın sevgilisi Zeydun’la aşkını okuyoruz bu son kitapta. Serinin diğer kitaplarına göre çok daha hacimli olan bu son kitabın dünyası da bir parça farklı; bir tarafı bildiğimiz Mogador’da yine bilmediğimiz bir zamanda geçerken, bir tarafı da günümüzde geçiyor ve Ruy-Sanchez’in kendi sesine karışan bir erkek yazar anlatıcı da hikayeye dahil oluyor. Açıkçası bunu baştan bilsem bozulurdum, Mogador’un sihri yitip gidecek diye endişe ederdim ama öyle olmamış; aksine, o sihir zamanı ve coğrafyayı aşıp dalga dalga büyüyüp yayılmış gibi. Kendi tabiriyle bir “Yatay Oryantalizm”, yani iki çevre/ iki güney arasında (Fas ve Meksika) arzu üzerinden ilişki kurma girişimi olan bu dizinin böyle bir finalle sonlanmasından ötürü çok mesudum.

Anlatılamayacak, ancak deneyimlenebilecek o kitaplardan bu da. O nedenle sözü kendisine bırakıp susuyorum.

“Aşkta ve arzuda her şeyin anlamı mütemadiyen değişir, her şey farklılaşır ya da farklılaşabilir. Erotik gerçeklik, bir tür gezici göçebe sirktir. Onu kağıda dökmenin muazzam zorluğu da buradan gelir. Çünkü meydanda ya da kitaplarda hikâyeler anlatmanın nedenlerinden biri, arzu dolu hayal gücünün yarattığı suretlerle alevlenen, âşık bir kalbin değişken doğasını anlamaya çalışmaktır.”

Muazzam zor olduğu kesin - ama siz başarmışsınız sevgili Ruy-Sanchez. İyi ki başarmışsınız. ♥️

*Yayınevi göründüğü için #reklam
14 yaşını tamamlamasına günler kalan bir teyz 14 yaşını tamamlamasına günler kalan bir teyze olmasına rağmen içindeki çocuğu koruyan ve oyuncağıyla uyuyan biri.

Güzel mercimeğim. 🖤

#lokma
© 2026 eylulgormus.com | Tüm hakları saklıdır. | Web tasarım: mare.design

Bu siteden dilediğiniz gibi faydalanabilirsiniz, ancak sitede yer alan incelemelerin kopyalanıp başka mecralarda paylaşılması kati suretle yasaktır. Okuduğum ancak burada listelenmeyen kitaplar da var; çok yıllar önce okuyup siteye eklemeyi atlamışımdır yahut paylaşmamayı seçmişimdir. Bu iki hususa saygı göstermenizi önemle rica ederim.

Satış Sözleşmesi | Kullanım Koşulları | İptal & İade Politikası | Gizlilik Politikası | Çerez Politikası | Hakkında & İletişim